Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) bünyesinde, istinaf mahkemesinin verdiği kurumsal geçersizlik (mutlak butlan) kararının ardından başlayan idari ve hukuki hareketlilik devam ediyor. CHP Grup Başkanı Özgür Özel başkanlığında TBMM'de gerçekleştirilen ve yaklaşık üç saat süren Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısının ardından İstanbul Milletvekili Zeynel Emre meclis çatısı altında basın mensuplarının karşısına geçti.
Emre, parti yönetiminin hafta sonu yürüteceği saha çalışmalarını aktardıktan sonra, olağanüstü kurultay talebiyle başlatılan imza sürecindeki son verileri ve Siyasi Partiler Kanunu’na göre karşı karşıya kalınabilecek kurumsal yasal riskleri kamuoyuyla paylaştı.
Olağanüstü Kurultay İçin Toplanan İmza Sayısı 850’yi Aşarak Yükseliyor
Mahkeme kararı neticesinde idari olarak geriye dönük bir tablonun ortaya çıktığını belirten Zeynel Emre, parti örgütünün iradesini sandığa yansıtmak adına delege bazında yoğun bir katılım sağlandığını ifade etti. İmza kampanyasındaki güncel rasyoları paylaşan Emre, süreci şu sözlerle aktardı:
"Yaşanan bu idari gelişme karşısında partimizi ivedilikle kurultaya götürmek amacıyla delegelerimiz nezdinde bir imza süreci başlattık. Mahkemece verilen karar doğrultusunda İstanbul il örgütünün durumu düşüldükten sonra, şu an güncel olarak bin 134 kurultay delegemiz bulunmaktadır. İmza sürecinin ilk sekiz saatinde 600 delege sınırını aşmıştık; ikinci günün neticesinde ise bu sayı 850'nin üzerine çıkmıştır. Kurumsal hedefimiz, bin delegenin iradesini yansıtan bir imza sayısı ile olağanüstü kurultay başvurusunu resmiyete dökmektir. Siyasi partilerde hiçbir idari ya da mahkeme tasarrufu, seçilmiş delege iradesini ve tüzük hükümlerini ortadan kaldıramaz."
Siyasi Partiler Kanunu Uyarısı: 25 Temmuz 2026 Kritik Bir Eşiktir
Konuşmasının en önemli bölümünü anayasal mevzuata ve Siyasi Partiler Kanunu'nun (SPK) emredici maddelerine ayıran Zeynel Emre, kurultayın zamanında yapılmamasının partinin tüzel kişiliği üzerinde telafisi güç hukuki sonuçlar doğurabileceğini ileri sürdü. Anayasa’nın ilgili maddeleri ile SPK’nın 14 ve 36’ncı maddelerini kaynak gösteren Emre, şu teknik analizi paylaştı:
Siyasi partiler yasa gereği en geç iki yılda bir büyük kongrelerini toplamakla yükümlüdür ve en fazla bir yıllık uzatma hakları mevcuttur. Bu yasal sürelerin aşılması durumunda ilgili kurumlar ihtarla karşılaşabilir.
Mevzuatta üst üste kongre dönemlerinin kaçırılması ve toplamda altı yıllık kesin bir sürenin geçirilmesi halinde, siyasi partilerin faaliyetlerine yönelik ciddi hukuki yaptırımlar ve mülkiyet haklarının hazineye devredilmesi gibi Anayasa Mahkemesi içtihatları bulunmaktadır.
Mahkemenin verdiği iptal kararı neticesinde partinin yasal statüsü Kasım 2023 öncesine ve resmi olarak en son geçerli kurultay tarihi olan Temmuz 2020 konjonktürüne dönmüştür. Bu hesaplama doğrultusunda, CHP’nin 2026 yılının Temmuz ayının 25’ine kadar kurultayını gerçekleştirmesi partinin tüzel kişiliğinin devamlılığı açısından bir varlık ve yokluk meselesidir. Bu yasal risk, hiçbir idari kadronun alamayacağı kadar büyüktür.
Kurumsal İdari Kurullar Ve Grup Toplantısı Tartışmaları
Mevcut idari kurulların hukuki statüsüne dair de değerlendirmelerde bulunan İstanbul Milletvekili Zeynel Emre, tüzük hükümlerine göre kurulan yeni mekanizmaların Parti Meclisi (PM) onayı olmadan faaliyet yürütmesinin mevzuata uygun olmadığını savundu.
Basın mensuplarının, Kemal Kılıçdaroğlu’nun önümüzdeki salı günü TBMM'de grup toplantısı yapacağına dair iddiaları sorması üzerine ise Emre, Meclis Başkanlığı'nın resmi mevzuat doğrultusunda verdiği cevabı anımsattı: "Meclis Başkanlığımız, siyasi partilerin meclis gruplarının kendi iç yönetmeliklerine tabi olduğunu ve CHP grubunun seçilmiş mevcut bir grup başkanı ve başkanvekilleri bulunduğunu belirterek yetkili ve seçilmiş kurumsal gruba işaret etmiştir. Dolayısıyla süreçler bu seçilmiş irade doğrultusunda yürütülecektir."
Emre, parti içi farklı kliklerde yer alan milletvekillerinin de kurultayın aciliyeti ve yasal risklerin büyüklüğü konusunda genel merkez yönetimiyle aynı hassasiyeti paylaştığını ve bu durumun bir ayrışma değil, kurumsal sorumluluk gereği bir kenetlenme olduğunu ifade ederek açıklamalarını tamamladı.


