Şeyma Gökçe, geçen yıl 15 Mart’ta saat 19.30 sıralarında, Etimesgut ilçesinde erkek arkadaşı Hüseyin U. ile birlikte oturduğu 14’üncü kattaki evin penceresinden düşerek hayatını kaybetti. Olay sırasında evde uyuduğu öne sürülen Hüseyin U., çilingirle içeri giren polis tarafından gözaltına alındı ve çıkarıldığı mahkemede ‘Kasten öldürme’ suçundan tutuklandı.
Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede evde boğuşma izleri, cam kırıkları ve kan lekeleri bulunduğu, sanığın çelişkili ifadeler verdiği, Gökçe’nin direncinin kırılarak yaklaşık 40 metre yükseklikten atıldığı iddiasıyla sanık hakkında, ‘Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak kişiyi kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep edildi.
Ankara Batı 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nde 24 Şubat'ta görülen duruşmada mahkeme sanık Hüseyin U.'nun beraatına karar verdi. Sanık hakkında verilen kararın gerekçesi açıklandı. Gerekçeli kararda mahkeme; olay günü sanık ile maktulün birlikte bulundukları ikamette tartışma yaşandığı, bu tartışma sırasında evdeki bazı eşyaların zarar gördüğü, camların kırıldığı ve daire içerisinde dağınıklık oluştuğuna ilişkin beyanların bulunduğu, olay yeri inceleme tutanaklarında da daire girişinde ve odalarda kırık cam parçaları, dağınık eşyalar ve farklı noktalarda kan lekelerinin tespit edildiği ifade edildi. Mahkeme, bu bulguların olay öncesinde bir hareketlilik ve tartışma yaşandığını ortaya koyduğunu, ancak tek başına sanığın kasten öldürme fiilini gerçekleştirdiğini gösterir nitelikte olmadığını değerlendirdi.
SAVUNMANIN AKSİNE DELİL BULUNAMADI
Sanığın, tartışma sonrası maktulün sakinleştiğini, birlikte yatak odasında uzandıklarını, kullandığı ilaçların etkisiyle uyuyakaldığını, düşme anını görmediğini ve duymadığını beyan ettiği belirtildi. Mahkeme, sanığın bu savunmasının aksini kesin olarak ortaya koyan bir delil bulunmadığını, mevcut delillerle savunmanın çürütülemediğini değerlendirdi. Teknik incelemelere ilişkin olarak ise, maktulün düştüğü pencerenin açılır kanadının iç ve dış yüzeylerinde sanığa ait parmak izlerinin bulunduğu, maktule ait parmak izine rastlanmadığı tespitine yer verildi. Ancak mahkeme, sanık ile maktulün aynı evde birlikte yaşadıklarının dosya kapsamında sabit olduğunu, bu nedenle cam yüzeyinde sanığa ait parmak izi bulunmasının tek başına suçun sanık tarafından işlendiğini kesin olarak ispatlamaya yeterli olmadığı kanaatine vardı.
TANIKLAR OLAY SAATİNDE SES DUYMAMIŞ
Tanık beyanlarına ilişkin değerlendirmede, olay günü gündüz saatlerine dair bazı anlatımların bulunduğu, ancak olayın gerçekleşme anına ilişkin doğrudan görgüye dayalı bir anlatımın yer almadığı belirtildi. Tanıklardan F.'nin, sanığın çağrısı üzerine gündüz eve geldiğinde Şeyma'nın ağladığını ve normal görünmediğini, sanığın ise Şeyma'nın bir anda krize girerek camları kırdığını söylediğini belirttiğine dikkat çekildi. Yine mahkeme huzurunda beyanı alınan tanık M.’nin olay günü gündüz saatlerinde kavga sesleri duyduğunu, erkek şahsın 'Yapma, kendine zarar vereceksin' dediğini duyduğunu beyan ettiği, bu yönüyle beyanların sanığın anlatımıyla örtüşür nitelikte olduğu ifade edildi. Tanık anlatımlarının bütününe bakıldığında sanık ile maktul arasında yaşanan tartışmaya ilişkin seslerin, hatta bir kısmında konuşma içeriklerinin dahi komşular tarafından duyulduğunun beyan edilmesine rağmen, olayın gerçekleştiği zaman diliminde herhangi bir tartışma ya da maktulün yardım çığlığı veya yakınma benzeri seslerinin duyulmadığının anlaşıldığı, bu ihtimalde bu tür seslerin duyulmasının bekleneceği değerlendirildi.
NASIL DÜŞTÜĞÜ BELİRLENEMEDİ
Gerekçede ayrıca, Şeyma'nın geçmiş yaşamında intihara teşebbüs ettiğine dair anlatımlar bulunduğu, annesi tarafından da küçük yaşlarda bir kez intihara teşebbüs ettiğinin ifade edildiği belirtildi. Adli raporlarda maktulün kan ve idrarında uyuşturucu ile bazı ilaç etken maddelerinin tespit edildiği, Adli Tıp Kurumu’nun mütalaasında ise yüksekten düşme eyleminin kişinin kendi iradesiyle mi (intihar), kazayla mı ya da bir başkasının etkisiyle mi gerçekleştiği hususunda tıbben değerlendirme yapılamadığının ifade edildiği aktarıldı. Mahkeme, bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, maktulün kendi iradesiyle atlamış olabileceği ya da kazayla düşmüş olabileceği ihtimallerinin de göz ardı edilemeyeceğini belirtti. Kararda, tüm dosya kapsamını birlikte değerlendirildiğinde sanığın maktulü kasten öldürdüğüne dair cezalandırılmasına yeterli, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği, bu nedenle sanık Hüseyin U. hakkında atılı ‘Beden bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiyi kasten öldürme’ suçunun sabit olmadığı gerekçesiyle beraat kararı verildiği kaydedildi.
İSTİNAF BAŞVURUMUZU YAPTIK
Şeyma Gökçe'nin ailesinin avukatı Rabia Ercan Şengül, karara ilişkin, "Sayın mahkeme, sanığın bu ölümü gerçekleştirdiğine dair yeter, kesin, somut ve inandırıcı delil bulunmadığı gerekçesiyle beraat kararı verirken yani bunu tespit edemediğini belirtirken, Şeyma Gökçe’nin ölümünün nasıl gerçekleştiğini de ortaya koyamamıştır. Yani ortada bir ölüm var fakat bu ölümün sebebi yok. O halde sormak gerekir, Şeyma neden öldü? Bu sorunun cevabını ortaya koymak mahkemenin göreviyken, bu yapılmadan verilen beraat kararı, maddi gerçeğe ulaşma yükümlülüğünden açık bir sapmadır. Bizlerin bu kararı kabul edebilmesi hukuken de vicdanen de mümkün değildir. Bu nedenle sanık aleyhine istinaf başvurumuzu yaptık. Ceza yargılamasının amacı, yalnızca bir kişiyi suçlu ya da suçsuz ilan etmek değildir. Asıl amaç, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Ancak bu dosyada, ne yazık ki bu temel amaç yerine getirilmemiş, maddi gerçek ortaya konulamamıştır ve biz o gerçeği ortaya çıkarana kadar mücadelemizi devam ettireceğiz" dedi




