Küresel Sumud Filosu 2026 Bahar Misyonu'nda görev alan İtalyan aktivistler ve medya mensupları, Yabancı Basın Derneği’nde bir araya gelerek Akdeniz’in uluslararası sularında maruz kaldıkları yasa dışı alıkonulma süreçlerini, insani hak ihlallerini ve lojistik engellemeleri detaylarıyla paylaştı. Toplantıda, müdahaleyi gerçekleştiren askeri unsurların sivil katılımcılara yönelik sistematik baskı uyguladığı ve özellikle Türk aktivistleri hedef alan jeopolitik temelli bir kötü muamele stratejisi yürüttüğü iddia edildi.
Uluslararası Hukuk Çiğnendi, Avrupa Kıyılarında Üyelerimiz Kaçırıldı
Grup adına söz alan aktivist Antonio La Piccirella, Akdeniz'deki askeri müdahalenin bu yıl çok daha agresif ve geniş kapsamlı bir operasyon şeklinde icra edildiğini belirtti. Seyir güvenliğinin ve açık deniz serbestisinin açıkça ihlal edildiğini ifade eden La Piccirella, kronolojik süreci şu teknik ayrıntılarla aktardı:
İnsani yardım filosuna yönelik müdahalelerden ilki, uluslararası deniz hukuku normlarına aykırı biçimde İtalya ile Yunanistan arasındaki açık deniz koridorunda, yani doğrudan Avrupa kıyılarının yakınlarında gerçekleştirildi.
Bu yasa dışı operasyon esnasında filoda görevli iki insani yardım aktivisti askeri güçler tarafından zorla alıkonularak bilinmeyen bir adrese götürüldü ve egemenlik hakları ihlal edildi.
İkinci askeri müdahale ise gün ortasında sivil gemilerin yolu kesilerek başlatıldı ve tam 1,5 gün boyunca kesintisiz bir psikolojik ve fiziki abluka şeklinde sürdürüldü.
La Piccirella ayrıca, ilgili devletin bu sivil eylemleri engellemek ve uluslararası alanda bir cezasızlık/dokunulmazlık algısı oluşturabilmek adına yürüttüğü dezenformasyon bütçesini geçen yılki 180 milyon dolar seviyesinden bu yıl 760 milyon dolara çıkardığını, bu finansmanla ABD ve Avrupa'da kamuoyu algısını manipüle etmeyi hedeflediğini de sözlerine ekledi.
İtalyan Gazeteci Mantovani: Sistematik Kötü Muameleye Maruz Kaldık
Bahar misyonunu sahada takip eden ve operasyon esnasında diğer aktivistlerle birlikte alıkonulan İtalyan gazeteci Alessandro Mantovani ise gözaltı ve sevk süreçlerinde yaşanan insani dramı gözler önüne serdi. Basın mensubu olduğunu beyan etmesine dahi izin verilmediğini belirten Mantovani, cezaevi gemisine nakledilene kadar geçen süreci şu sözlerle tarif etti:
"Operasyonun ilk anından itibaren sivil ve silahsız olmamıza rağmen fiziki şiddete ve aşağılayıcı muamelelere maruz bırakıldık. Askeri gemilere bindirildiğimizde itilerek yüzüstü güverteye yatırıldık, ellerimiz bağlandı ve saatler boyunca diz çöktürülerek son derece konforsuz ve ağrılı bir pozisyonda bekletildik. Daha sonra 'cezaevi gemisi' olarak tasarlanmış ana gemiye transfer edildiğimizde ise hepimize yönelik sistematik darp olayları devam etti. Aldığım ağır darbeler neticesinde çenemde kalıcı hasar oluştu ve şu an tıbbi olarak çenemin yerinden çıkmış olmasından şüpheleniliyor. Gündüz gözüyle silahsız insanlara karşı silah kullanmaktan çekinmediler."
Türklere Yönelik Şiddetin Jeopolitik Bir Boyutu Var
Toplantının en çarpıcı değerlendirmesi, İtalyan gazeteci Mantovani'nin filodaki Türk katılımcılara yönelik gözlemlerini aktardığı anlarda yaşandı. Askeri personelin milliyet bazlı bir ayrımcılık uyguladığını öne süren Mantovani, şu ifadeleri kullandı:
Sahadaki askeri unsurların, filodaki Türk aktivistlere karşı çok daha sert, hırpalayıcı ve özel bir düşmanlık içeren kötü muamele protokolü uyguladığını net bir şekilde gözlemledim.
Rahatlıkla söyleyebilirim ki, Türk katılımcılara diğer uluslardan gelen aktivistlere kıyasla çok daha ağır ve yıpratıcı davrandılar. Burada uygulanan fiziki ve psikolojik şiddetin kesinlikle devletler arası ilişkilerden ve jeopolitik rekabetten beslenen bir boyutu bulunuyor.
Filo yönetiminin yaşanan bu uluslararası hukuk ve insan hakları ihlallerini resmi raporlar haline getirerek Birleşmiş Milletler ilgili komitelerine ve uluslararası ceza mahkemelerine taşımaya hazırlandığı, deniz ablukasına karşı insani yardım faaliyetlerinin strateji değiştirerek kararlılıkla sürdürüleceği bildirildi.




