Amerika Birleşik Devletleri Ulusal İstihbarat Direktörlüğü görevini bırakmaya hazırlanan Tulsi Gabbard, dünya çapında büyük yankı uyandıracak son derece kritik belgelere imza atarak karanlıkta kalan gerçekleri gün yüzüne çıkardı. Kamuoyuyla paylaşılan ve bazı kritik bölümleri ulusal güvenlik gerekçesiyle karartılan belgelere göre, Washington yönetiminin dünya genelinde otuzdan fazla ülkede faaliyet gösteren yüz yirmiyi aşkın biyolojik laboratuvarın finansmanını doğrudan sağladığı veya yürütülen çalışmalara aktif destek verdiği ortaya çıktı. Gabbard tarafından deşifre edilen bu tesislerin birçoğunda, yüksek bulaşıcılık riski taşıyan ve insanlık için devasa bir sağlık tehdidi oluşturan ölümcül patojenler üzerinde son derece tehlikeli araştırmalar yapıldığı öne sürülüyor. Üstelik bu laboratuvarlarda yalnızca inceleme yapılmadığı, organizmaların biyolojik özelliklerini çok daha yıkıcı hale getirmeyi hedefleyen ve bilim dünyasında ciddi etik tartışmalara yol açan işlev kazandırma deneylerinin de pervasızca yürütüldüğü iddia ediliyor.

Ukrayna Topraklarındaki Kırktan Fazla Tesiste Ölümcül Patojenler

Yayınlanan sarsıcı belgelerde şüphesiz en fazla dikkat çeken ve uluslararası tartışmaların merkezine oturan ülke Ukrayna oldu. Dosyada yer alan iddialara göre, Washington yönetiminin doğrudan maddi ve teknik desteğiyle kurulan veya faaliyetlerini idame ettiren kırktan fazla yüksek güvenlikli laboratuvar Ukrayna topraklarında bulunuyor. Bu gizli tesislerde şarbon, veba, Ebola, SARS ve MERS gibi küresel felaketlere yol açabilecek son derece ciddi hastalıklara neden olan patojenler üzerinde karanlık çalışmalar yürütüldüğü savunuluyor. Özellikle Ukrayna'nın Harkiv kentinde bulunan Deneysel ve Klinik Veterinerlik Enstitüsü isimli merkeze raporda çok özel bir sayfa ayrılmış durumda. Sovyetler Birliği döneminden kalma köklü araştırma programlarıyla doğrudan bağlantılı olduğu belirtilen bu enstitüde, tehlikeli biyolojik etkenlerin muhafaza edildiği ve tesiste biyogüvenlik standartları açısından ölümcül olabilecek devasa eksiklikler bulunduğu rapor ediliyor. Belgelerde ayrıca, Amerika'nın bu laboratuvarlara sadece nakit para akıtmakla kalmadığı, aynı zamanda Ukraynalı araştırmacılara özel biyogüvenlik eğitimleri verdiği ve kuş gribi gibi yüksek risk barındıran bulaşıcı hastalık projelerine milyonlarca dolarlık kaynak aktardığı da net bir şekilde ifade ediliyor.

Güney Kıbrıs’ta Yunan Varlığı Kalıcılaşıyor
Güney Kıbrıs’ta Yunan Varlığı Kalıcılaşıyor
İçeriği Görüntüle

Geçmiş Yönetimlere Yönelik Sert Eleştiriler Ve Sansür İddiası

Dünyayı sarsan bu ifşaatların sahibi olan Tulsi Gabbard, belgeleri açıklarken geçmiş dönemlerde görev yapan yönetimlere ve üst düzey sağlık yetkililerine yönelik çok ağır eleştiriler yöneltmekten de geri durmadı. Amerikan vatandaşlarının ve küresel kamuoyunun bu gizli laboratuvarların gerçek kapsamı ve yürüttükleri tehlikeli faaliyetler hakkında uzun yıllar boyunca sistematik olarak kandırıldığını savunan Gabbard, gerçekleri dile getirmeye çalışanların ise kasten susturulduğunu belirtti. Özellikle tüm dünyayı eve hapseden Covid-19 salgını döneminde bu laboratuvar çalışmalarını gündeme taşıyan, virüsün laboratuvar kökenli olabileceğine dair sorular soran bilim insanlarının ve bağımsız araştırmacıların asılsız suçlamalarla karşı karşıya bırakılarak ağır bir itibar suikastına uğratıldığını öne sürdü.

İstifanın Perde Arkasındaki Gerçek Neden Çatışma Mı

Bu sarsıcı belgelerin yayımlanması, ilginç bir şekilde Tulsi Gabbard'ın görevinden ayrılmaya hazırlandığı oldukça çalkantılı bir döneme denk geldi. Geçtiğimiz mayıs ayında sürpriz bir şekilde istifa kararını açıklayan Gabbard, bu ayrılığa eşinin yaşadığı ciddi ve yıpratıcı sağlık sorunlarını gerekçe göstermişti. Ancak başkent Washington kulislerinde ve Amerikan medyasında dolaşan iddialar durumun hiç de böyle masum olmadığını gösteriyor. Bazı önemli basın kuruluşları, Gabbard'ın uluslararası ilişkiler ve dış politika konularında mevcut yönetimle çok derin görüş ayrılıkları yaşadığını, özellikle bu gizli laboratuvarlar gibi hassas konulardaki şeffaflık tutumunun Beyaz Saray koridorlarında büyük bir rahatsızlık ve huzursuzluk yarattığını ileri sürüyor. Söz konusu iddialar yetkililer tarafından resmi olarak hiçbir zaman doğrulanmasa da, Gabbard'ın giderayak yaptığı bu devasa ifşaat, istifanın arkasındaki asıl nedenin yönetimle yaşanan derin bürokratik çatışmalar olduğu yönündeki şüpheleri iyice güçlendiriyor.