Türkiye’nin dış politika gündeminde önemli bir yer tutan ve önümüzdeki günlerde başkent Ankara'da gerçekleştirilecek olan üst düzey uluslararası organizasyon öncesinde, siyasi kulislerdeki hareketlilik artıyor. Ekrem İmamoğlu, resmi adaylık ofisi sosyal medya kanalları üzerinden yazılı bir açıklama paylaşarak, zirve öncesinde Ankara genelinde hayata geçirilen geniş çaplı güvenlik tedbirlerini, kurumsal kısıtlamaları ve günlük hayatı etkileyen idari uygulamaları eleştirdi.
Uluslararası Görüşmeler Şehir Hayatını Aksatmamalı
7-8 Temmuz tarihlerinde başkentin ev sahipliği yapacağı büyük organizasyon öncesinde alınan tedbirlerin olağan sınırların dışına çıktığını savunan Ekrem İmamoğlu, yaptığı kurumsal açıklamada şu ifadeleri kullandı:
"Uluslararası üst düzey bir toplantı öncesinde Ankara’da ortaya çıkan genel tablo, idari mekanizmaların toplumsal dinamiklere ve vatandaşlarımıza yaklaşımını bir kez daha düşündürmektedir. Kendine ve yönetim modeline güvenen bir idare, ülkesini ve halkını dış misafirlerinden saklama ihtiyacı hissetmez. Basın mensuplarının görevlerini yapmasından, düşünce ve ifade özgürlüğünün kullanılmasından çekinmez. Şehrin olağan sosyo-ekonomik hayatını askıya alarak uluslararası alanda itibar kazanılacağını düşünmek büyük bir yanılgıdır."
Basın Mensuplarına Yönelik Kısıtlamalara Tepki
Zirve hazırlıkları kapsamında bazı medya kuruluşlarına ve gazetecilere yönelik uygulanan akreditasyon engellerine parantez açan İmamoğlu, başkentte günlük yaşam takviminin de olumsuz etkilendiğini dile getirdi. Açıklamasında, kamu güvenliği gerekçesiyle uygulanan idari ve hukuki tedbirlerin bireysel hakları sınırlandırmaması gerektiğine vurgu yapan Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu, eleştirilerini şöyle sürdürdü:
-
"Zirve öncesinde çeşitli idari gerekçelerle yasal işleme tabi tutulan çok sayıda kişi, görev yapması engellenen gazeteciler ve olağanüstü uygulamalarla günlük ritminden koparılan bir başkent tablosu mevcuttur. Türkiye’nin dış dünyaya karşı panellerin veya trafiğe kapatılan yolların arkasına gizlenecek, utanılacak bir toplumsal görüntüsü asla yoktur. Asıl sorgulanması gereken; demokratik birikimlerin zayıflatılması, kurumsal yapıların işlevsizleştirilmesi ve vatandaşa yansıtılan katı idari uygulamalardır. Bu durumları fiziki panellerle kapatmaya çalışmak netice vermez."
İmamoğlu, uluslararası arenadaki gerçek saygınlığın ancak demokratik standartların yükseltilmesi, hukukun üstünlüğünün korunması ve özgür bir toplum yapısının inşa edilmesiyle kalıcı olarak kazanılabileceğinin altını çizdi.



