Türkiye iç siyasetinde ve parlamento hukuku kulislerinde ana muhalefet partisinin 9 milletvekili hakkında başlattığı dikey disiplin süreci, Türk hukuk tarihine geçen çok kritik bir adli emsal ile tahlil edilmeye başlandı. Cumhuriyet Halk Partisi Merkez Yönetim Kurulu tarafından oy birliğiyle alınan tedbirli kesin ihraç istemli sevk hamlesi, Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015 yılında dönemin Eskişehir Milletvekili Süheyl Batum için tesis ettiği ihraç iptal hükmünü yeniden hukuki bir savunma kalkanı olarak ön plana çıkardı. Hukuk otoriteleri ve parlamento uzmanları, tüzük maddelerinin lafzi ve ruhu itibarıyla incelendiğinde, normal parti üyeleri için dizayn edilen idari sevk prosedürlerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri üzerinde işletilemeyeceğine dair kurulan adli hükmün güncel kriz için de bağlayıcı bir karakter barındırdığına dikkat çekmektedir.
Kronolojik Süreç: 2014 Süheyl Batum Dosyasının Adli Kırılımları
Cumhuriyet Halk Partisi Merkez Yönetim Kurulu, 5 Kasım 2014 tarihli toplantısında aldığı idari kararla Eskişehir Milletvekili Süheyl Batum’u Yüksek Disiplin Kurulu’na sevk etmiş, YDK ise 10 Aralık 2014 tarihinde Batum hakkında partiden kesin çıkarma cezası uygulamıştı.
Kesin ihraç kararı kendisine tebliğ edilen Süheyl Batum, parti içi yasal itiraz kanallarını tükettikten sonra 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 57. maddesi uyarınca Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde kararın iptali istemiyle dikey bir dava ikame etti. Davayı esasa girmeden önce şekil, yetki ve usul yönünden denetleyen ilk derece mahkemesi, genel merkezin tesis ettiği ihraç kararını tamamen hukuka aykırı bularak resen iptal etti.
Gerekçeli Karar Metni: Milletvekili Muafiyeti Ve Organ Yetkisizliği
Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından tanzim edilen gerekçeli kararda, bir milletvekilinin hukuki statüsünün sıradan bir parti delegesi veya örgüt üyesiyle eş tutulamayacağı amir bir hüküm olarak sunuldu.
Mahkeme heyeti, dönemin CHP Tüzüğü uyarınca bir parlamenterin Yüksek Disiplin Kurulu’na sevk edilebilmesi için ancak ve ancak Parti Meclisi isteminin bulunması gerektiğini hatırlattı. Eğer iddia edilen ihlal maddesi grup disiplini veya meclis çalışmalarıyla ilgiliyse, bu durumda da sevk yetkisinin münhasıran Grup Yönetim Kurulu uhdesinde barındığı tescil edildi.
Maddi Hata Ve Tüzük Sürekliliği Analizi
Adli kararın teknik detaylarında, Merkez Yönetim Kurulu’nun ivedi durumlarda il yönetim kurullarının yetkilerini de devralarak bir üyeyi disipline gönderme yetkisini düzenleyen tüzük fıkralarının, TBMM üyelerini kapsamadığı vurgulandı. Gerekçede, bu maddelerin birbirini tamamlayan genel idari kurallar olduğu ve meclis grubu dışındaki normal parti üyeleriyle ilgili uygulanabileceği belirtilerek, milletvekilleri hakkında tüzükte özel düzenleme barındığı için genel hükümlerle cezai işlem tesis edilemeyeceği kuralı bağlandı.
Ayrıca kararda, Grup İç Yönetmeliği uyarınca verilebilecek en ağır yaptırımın gruptan kesin çıkarma cezası olduğu, gruptan çıkarılmanın ise otomatik olarak parti üyeliğinden çıkarma anlamını taşımayacağı, Yüksek Disiplin Kurulu’nun bu yetki sınırını aşarak tüzükte yeri bulunmayan bir ceza modellemesi uyguladığı kanıtlandı. Siyasi partiler hukukçuları, mahkeme kararına konu olan bu maddelerin içeriklerinin 2018 yılındaki CHP tüzük kurultayında aynen muhafaza edilerek yeni tüzük metnine aktarıldığını, dolayısıyla 2015 emsalinin günümüzdeki 9 milletvekili davası için yüzde yüz bağlayıcı ve geçerli bir hukuki argüman teşkil ettiğini doğrulamaktadır.




