İklim değişikliğinin yol açtığı su stresi ve çevresel tahribatla mücadele konusunda Türkiye, küresel ölçekte örnek teşkil edecek bir seferberlik başlatıyor. Sıfır Atık Vakfı, önümüzdeki iki yıl içerisinde Türkiye genelindeki 120’den fazla sulak alan, göl ve dereyi kapsayan devasa bir çevre koruma ve temizlik projesini hayata geçirmeye hazırlanıyor.
Su Güvenliği, Geleceğin En Büyük Sınavı
Dünya Bankası’nın "Groundswell" raporu gibi uluslararası araştırmalar, iklim değişikliğinin 2050 yılına kadar 216 milyondan fazla insanı "iklim göçmeni" haline getirebileceği uyarısında bulunuyor. Su kaynaklarının kuruması, kuraklık ve aşırı sıcaklıkların artık sadece çevre değil, doğrudan bir güvenlik ve göç sorunu haline geldiği günümüzde, Sıfır Atık Vakfı’nın bu projesi stratejik bir önem taşıyor.
Türkiye’nin "su stresi" yaşayan ülkeler kategorisinde yer aldığı gerçeğinden hareketle; nüfus artışı, kentleşme ve iklim değişikliğinin su kaynakları üzerindeki baskısı, bu projeyle minimize edilmeye çalışılacak.
Projenin Odak Noktası: Yerel Katılım Ve Sürdürülebilirlik
Sıfır Atık Vakfı tarafından yürütülecek olan çalışmalar sadece temizlik faaliyetleriyle sınırlı kalmayacak. Yerel halkın koruma süreçlerine aktif katılımının hedeflendiği proje ile:
-
Göller, dereler ve nehir yatakları özel koruma altına alınacak.
-
Van Gölü Havzası Koruma Eylem Planı’nda elde edilen başarı model alınarak, havza bazlı sürdürülebilir kıyı yönetimi uygulanacak.
-
Su kaynaklarının sürdürülebilirliği sağlanarak kuraklık ve gıda krizinin önlenmesine katkı sunulacak.
Antalya'daki COP31 Zirvesi Öncesi Somut Adım
Türkiye'nin ev sahipliğinde Antalya'da düzenlenecek COP31 İklim Zirvesi, iklim değişikliğine uyum, su güvenliği ve kaynak verimliliği konularında bir dönüm noktası olarak görülüyor. Sıfır Atık Vakfı'nın bu projesi, Türkiye'nin zirvede küresel çözüm önerilerine sunduğu somut bir katkı olarak öne çıkıyor.
Sıfır Atık Vakfı Onursal Başkanı Emine Erdoğan öncülüğünde başlatılan çevre çalışmaları, Türkiye’nin iklim krizine karşı geliştirdiği dirençli toplum inşasının bir parçası olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar, geleceğin göç haritalarını ekonomik fırsatlardan ziyade suya erişimin belirleyeceğine dikkat çekerken, bu tür havza koruma eylemlerinin ülkelerin geleceği için "hayati" olduğu konusunda birleşiyor.



