Boşanma davalarında yıllardır hukuki tartışmaların odağında yer alan kusur kavramı, Yargıtay İkinci Hukuk Dairesi'nin verdiği son emsal kararla yepyeni bir boyut kazandı. Aile mahkemelerinde sıklıkla karşılaşılan çekişmeli boşanma dosyalarından birini inceleyen Yüksek Mahkeme, oldukça dikkat çekici bir değerlendirmeye imza attı. Yerel mahkeme aşamasında, eşine fiziksel şiddet uyguladığı tespit edilen erkek tamamen kusurlu bulunarak boşanma kararı verilmişti. Ancak dosyanın temyiz edilmesi üzerine inceleme başlatan Yargıtay, olayların sadece fiziksel şiddet boyutuyla sınırlı kalmadığını, kadının eşine karşı sergilediği tutum ve davranışların da evlilik birliği içindeki kusur terazisinde tartılması gerektiğine hükmetti. Dosya kapsamında dinlenen tanık anlatımları ve sunulan deliller ışığında, kadının üçüncü kişilerin bulunduğu ortamlarda eşine yönelik olarak sürekli bir biçimde kullandığı ifadeler mercek altına alındı. Kadının başkalarının yanında eşine dönük sarf ettiği "Seni sevmiyorum, sevgim bitti" ve "Ben çocuk avutuyorum" şeklindeki sözlerinin, eşin onurunu kırıcı ve onu toplum içinde küçük düşürücü nitelikte olduğu tespit edildi. Yüksek Mahkeme, bu tür söylemlerin evlilik birliğinin temelini derinden zedelediğini ve eşin kişilik haklarına doğrudan bir saldırı niteliği taşıdığını vurgulayarak yerel mahkemenin verdiği kararı bozdu.
Ceza Alan Duyguların İfadesi Değil Hedef Alarak Aşağılamak
Kamuoyunda büyük yankı uyandıran ve şiddet gören bir kadının sırf duygularını dile getirdiği için nasıl kusurlu sayılabileceği yönündeki tartışmaları alevlendiren bu kararın arka planı oldukça ince hukuki detaylar barındırıyor. Konuyu Tgrthaber.com Özel Haber Editörü Zeynep Gizem Er'e detaylı bir şekilde değerlendiren Avukat Armağan Dinlenç, Yargıtay'ın burada cezalandırdığı eylemin "seni sevmiyorum" cümlesinin bizzat kendisi olmadığını ifade etti. Dinlenç'e göre, hukukun burada asıl odaklandığı mesele, bu ifadelerin hangi ortamda, nasıl bir ruh haliyle, hangi amaca hizmet ederek ve ne tür bir üslupla dile getirildiğidir. Eşler arasında baş başa yapılan, evliliğin geleceğinin konuşulduğu medeni bir tartışmada söylenen sevgi eksikliğine dair sözlerin tek başına bir kusur teşkil etmeyeceği belirtiliyor. Ancak Yargıtay'ın bu bozma kararındaki temel dayanağı, kadının eşini kasıtlı olarak üçüncü kişiler önünde, onu rencide edici ve aşağılayıcı bir tonda, üstelik bunu süreklilik arz edecek şekilde hedef alması oluşturuyor. "Ben çocuk avutuyorum" gibi ifadelerin, evliliğin manevi temelini çökerten ve eşi başkalarının gözünde küçük düşüren ciddi fiiller olduğu vurgulanıyor. Şiddet gören eşin her türlü yasal yola başvurma hakkı sonuna kadar korunurken, bu mağduriyetin kişiye eşini toplum içinde aşağılama ve ona duygusal şiddet uygulama özgürlüğü vermediği Yüksek Mahkeme tarafından net bir çizgiyle belirlenmiş oluyor.
Seni Sevmiyorum Demek Tazminat Ve Nafaka Hakkını Kaybettirebilir
Hukukçular, bu emsal niteliğindeki kararın boşanma davalarının seyrini tamamen değiştirebileceği konusunda vatandaşları uyarıyor. Boşanma davalarında mahkemelerin belirlediği kusur oranı, sadece boşanmanın gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini değil, aynı zamanda tarafların maddi geleceklerini de doğrudan şekillendiriyor. Avukat Armağan Dinlenç, bu tür kararların davanın sonucuna olan en sarsıcı etkisinin tazminat ve nafaka taleplerinde ortaya çıktığının altını çiziyor. Türk Medeni Kanunu'nun ilgili maddeleri uyarınca, tarafların evlilik birliğinin sarsılmasında eşit kusurlu kabul edilmesi durumunda, her iki tarafın da maddi ve manevi tazminat talepleri reddediliyor. Bununla birlikte, yoksulluk nafakası bağlanabilmesi için kanun, nafaka talep eden tarafın diğer taraftan daha ağır kusurlu olmaması şartını kesin bir hükme bağlıyor. Dolayısıyla, fiziksel şiddet gören mağdur bir eş, eğer üçüncü kişilerin yanında eşini sürekli olarak aşağılıyor ve duygusal şiddet uyguluyorsa, kusur terazisindeki dengeler değişebiliyor. Ağızdan çıkan ve masum bir duygu ifadesi gibi görünen bir "seni sevmiyorum" cümlesi, yanlış yerde ve yanlış üslupla söylendiğinde, şiddet mağduru bir kişinin dahi maddi ve manevi tazminat ile yoksulluk nafakası alma hakkını tamamen elinden alabiliyor.
Dijital Deliller Ve Dava Sürecinde Yapılan Geri Dönüşümsüz Hatalar
Yargıtay'ın duygusal şiddet ve sözlü hakaretleri giderek daha fazla ciddiye aldığı bu yeni hukuki iklimde, dijital delillerin davanın kaderini belirleme gücü de zirveye çıkmış durumda. Mahkeme salonlarındaki bu dönüşüme dikkat çeken uzmanlar, vatandaşları özellikle öfke anında yapılan ve telafisi olmayan dijital hatalara karşı önemle uyarıyor. Boşanma sürecinin getirdiği ağır psikolojik yükle tarafların anlık öfke krizlerine yenik düşmesi, hukuki zeminde ağır bedeller ödetebiliyor. Özellikle gerginliğin tırmandığı anlarda WhatsApp üzerinden eşe atılan hakaret ve tehdit içerikli mesajlar veya sosyal medya platformlarında yapılan üstü kapalı da olsa ölçüsüz paylaşımlar, anında dosyaya girerek güçlü birer delil niteliği kazanıyor. Haklı olduğunuz ve tazminat kazanmayı beklediğiniz bir davada, bir anlık sinirle gönderdiğiniz mesaj sizi bir anda ağır kusurlu konuma düşürebiliyor.
Boşanma aşamasında tarafların sıklıkla düştüğü diğer kritik hatalar da davanın kaybedilmesinde başrol oynuyor. Eşler hakkında aile toplantılarında veya arkadaş sohbetlerinde sarf edilen olumsuz ve aşağılayıcı sözler, daha sonra mahkemede dinlenen tanık beyanlarıyla ispatlanarak duygusal şiddet kapsamında değerlendiriliyor. En çok yapılan hayati hatalardan biri ise boşanma süreciyle ilgili oluyor; mahkemenin verdiği boşanma kararı hukuken kesinleşene kadar eşlerin birbirine karşı sadakat yükümlülüğü eksiksiz bir şekilde devam ediyor. Bu bekleme süresi zarfında yeni bir duygusal ilişkiye başlamak, açık bir sadakat ihlali sayılarak davanın seyrini tamamen aleyhe çeviriyor. Öte yandan, davasını güçlendirmek isteyen bazı kişilerin eşlerinin telefonuna gizlice casus yazılım yüklemesi veya şifreleri kırarak özel mesajları ele geçirmesi gibi hukuka aykırı delil toplama yöntemleri, sadece mahkeme tarafından reddedilmekle kalmıyor, aynı zamanda bu eylemleri gerçekleştirenler hakkında ciddi cezai soruşturmaların açılmasına zemin hazırlıyor.



