Ela Rumeysa Cebeci X’teki paylaşımında, “Liyakatinle, emeğinle, uykusuz gecelerinle; kimseye yaslanmadan, tırnaklarınla kazıyarak inşa ettiğin kariyerini, itibarını, hatta hürriyetini kaybedebilirsin… Ama onurunu lekelemediysen, kul hakkına girmediysen ve vicdanında taşıdığın bir vebal yoksa; gerçek özgürlük hâlâ sendedir. Sokrates’in dediği gibi: “Haksızlık yapmak, haksızlığa uğramaktan daha acıdır.” Çünkü haksızlığa uğrayan yarasını elbet bir gün sarar. Haksızlık yapan ise vicdanındaki veballe tutsak yaşar.” dedi.
Türkiye Görüş'ün haberine göre eski spiker, “Bilgelik, inancını sevmek ama kibir üretmemektir. İnsan en büyük hatayı, kendi hakikatini evrenin tek hakikati sandığında yapıyor. Oysa Allah; hiçbir zihne, hiçbir ideolojiye, hiçbir kalıba sığmayacak kadar sonsuzdur. Hakikat, kibirsiz insanlara daha çok görünür.” ifadelerini kullandı.



"HAKSIZLIĞA UĞRADIM" DİYEREK KENDİNİ SAVUNDU
Ela Rümeysa Cebeci, geçtiğimiz ay “ev hapsi” şeklindeki adli kontrol şartıyla tahliye edilmişti. Tahliye sonrası sosyal medyada hesaplarından herhangi bir paylaşım yapmayan Cebeci sessizliğini ilk kez 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı dolayısı ile bozmuştu.
Cebeci dün ve bugün de sosyal medya platformu X’ten bir dizi paylaşımda bulundu, şu duyguları dile getirdi:
𝗖𝗔𝗗𝗜𝗟𝗔𝗥 𝗔𝗥𝗧𝗜𝗞 𝗬𝗔𝗞𝗜𝗟𝗠𝗜𝗬𝗢𝗥, 𝗧𝗥𝗘𝗡𝗗 𝗧𝗢𝗣𝗜𝗖 𝗢𝗟𝗨𝗬𝗢𝗥
Tarih boyunca özellikle kadınlar bazen “cadı”, bazen “suçlu”, bazen de yalnızca “tehlikeli” ilan edildi; değişmeyen tek şey, kalabalığın iftiraya olan iştahıydı.
15. ve 18. yüzyıllar arasında Avrupa’da on binlerce insan cadılık suçlamasıyla yargılandı, işkence gördü, öldürüldü. Ama kurbanların büyük çoğunluğu kadındı.
İçlerinde şifacılar, yalnız yaşayan kadınlar, güçlü bulunan kadınlar, hatta sadece farklı olanlar vardı. Salem Cadı Mahkemeleri’nde insanlar öyle büyük bir histeriye sürüklendi ki, bazıları daha fazla işkence görmemek için işlemedikleri suçları “itiraf” etmek zorunda kaldı. Tarih boyunca en büyük trajediler, kendini ahlaken üstün sanan insanlar tarafından başlatıldı.
İnsanlık asırlardır aynı günahı işliyor: Önce birini insanlıktan çıkarıyor, sonra ona yapılan zulmü meşrulaştırıyor. Ve insanlık ilerlediğini sanıyor. Oysa sadece taşların yerini kelimeler aldı. Bugün meydanlarda ateş yok belki. İnsanlar artık ellerinde meşalelerle ya da taşlarla yürümüyor. Evet, yöntem değişti ama günah aynı kaldı.
Gazete manşetleri, televizyon ekranları, anonim hesaplar, fısıltılar ve klavyeler… Bugünün taşları artık kelimeler, bugünün ateşi ise milyonların aynı anda bir insanın haysiyetine, emeğine, ekmeğine yağdırdığı yargılar. Bir kadına iftira atmak onlar için kolay; zor olan, o geceden sonra bir annenin nasıl uyuduğunu, bir babanın nasıl sustuğunu anlayabilmek.
İnançlı olduğunu söyleyen, vicdandan bahseden insanlar bile bu öfkeli kalabalıkla birlikte hareket edebiliyor. Oysa Kur’an’da, Nur Suresi’nde iftiranın ne büyük bir günah olduğu açıkça anlatılır. Hucurât Suresi’nde ise insanlara, hakkında bilgi sahibi olmadıkları şeylerin peşine düşmemeleri öğütlenir.
Kalabalıklar çoğu zaman hakikati değil, hikâyeyi sever. Ve onların en eski alışkanlığı, anlamadığı kadından korkup onu suçlu ilan etmektir. Tarih, iftiraya uğrayan kadınlarla dolu; ama asıl utanç, onları hiç tanımadan taşlayanlarda kaldı.
Konforlu olan buydu çünkü: Düşünmek yerine inanmak, araştırmak yerine yargılamak, vicdan yerine kalabalığa karışmak, ve en sonunda iftiraya ortak olmayı “haklılık” sanmak… Belki de insanlığın en büyük sınavı buydu. Ve biz bu sınavdan da sınıfta kaldık.
Bir kadını daha “trend topic” yaptık. Engizisyon bu kez dijitaldi.
𝗘𝗟𝗔 𝗥𝗨𝗠𝗘𝗬𝗦𝗔 𝗖𝗘𝗕𝗘𝗖𝗜 𝗠𝗔𝗬𝗜𝗦 𝟮𝟬𝟮𝟲 • İ𝗦𝗧𝗔𝗡𝗕𝗨𝗟



