Ancak baharın gelişiyle yolların ulaşıma açılması, bölgede ciddi bir çevre tahribatı, çöp ve bilinçsiz araç kullanımı gibi sorunları da beraberinde getiriyor. Doğa tutkunları, bu eşsiz ekosistemin korunması için acil önlem çağrısında bulunuyor.
Antalya ile Konya sınırının kesişim noktasında, Toros Dağları'nın heybetli zirvelerinden Geyik Dağları'nın eteklerinde konumlanan Eğrigöl Yaylası, çetin geçen kış aylarının ardından nihayet ilkbaharın canlı renklerine büründü. 2350 metre rakımıyla bölgenin en yüksek ve izole doğa alanlarından biri olan yaylada, karların erimesiyle birlikte topraktan fışkıran kırmızı dağ laleleri ile mor, sarı ve mavi renkli çiğdemler kartpostallık görüntüler oluşturuyor.
Zorlu Rotaların Ardındaki Gizli Cennet
Coğrafi konumu ve yoğun kar yağışı nedeniyle mayıs ayının ortalarına kadar motorlu taşıt trafiğine tamamen kapalı olan Eğrigöl Yaylası, bu dönemde yalnızca profesyonel doğa yürüyüşü gruplarının ve fotoğraf sanatçılarının uzun yolculuklarına sahne oluyor. Araç ulaşımının olmadığı haftalarda bölgeye ulaşmak isteyen doğa tutkunları, kar kütleleri ve eriyen suların oluşturduğu geçici göller nedeniyle ortalama 22-23 kilometrelik zorlu parkurları yaya olarak aşmak zorunda kalıyor.
Bölgenin ulaşıma kapalı olduğu bu el değmemiş dönemi fırsat bilen doğa gezginlerinden Adil Sevimliler, alternatif güzergahlar üzerinden gerçekleştirdikleri yürüyüşlerin detaylarını paylaşarak, Payallar Yaylası üzerinden 16 kilometre, Geriş Beli rotasından ise 23 kilometre yürüyerek bu eşsiz lale manzarasına tanıklık ettiklerini belirtiyor. Yüzlerce endemik bitki türünün bir arada görülebildiği bu kısa zaman dilimi, doğanın insan müdahalesi olmadan nasıl kusursuz bir denge kurduğunu gözler önüne seriyor.

Görsel Şölene Gölge Düşüren Çevre Tahribatı
Ancak karların tamamen erimesi ve yolların araç trafiğine açılmasıyla birlikte, Eğrigöl Yaylası'nın üzerindeki kara bulutlar da toplanmaya başlıyor. Ziyaretçi akınına uğrayan bölgede, eşsiz doğal güzelliklerin bilinçsiz kullanım nedeniyle ciddi bir tehdit altında olduğu bildiriliyor. Endemik lale tarlalarına ve çiçekli yeşil alanlara arazi araçlarıyla girilerek 'drift' adı verilen tehlikeli manevraların yapılması, bitki örtüsünde geri döndürülemez tahribatlara yol açıyor. Bunun yanı sıra, kontrolsüz yakılan mangal ateşleri ve doğaya terk edilen atıklar, yaylanın hassas ekosistemini hızla bozuyor.
Endemik Yaşam Hiçe Sayılıyor
Bölgenin korunması için yetkililere çağrıda bulunan doğa savunucuları, kirliliğin sadece bireysel hatalardan kaynaklanmadığına, altyapı ve denetim eksikliklerinin de sorunu büyüttüğüne dikkat çekiyor. Doğa yürüyüşçülerinin yollar açılmadan önce bölgeye ulaşma çabasının altında yatan temel nedenin, bu alanları "çöp gölüne" dönmeden orijinal ve temiz haliyle görebilmek olduğu ifade ediliyor.
Özellikle yerel makamlar tarafından çöp depolama alanı olarak kazılan açık çukurlara atılan plastik poşet ve pet şişelerin, şiddetli dağ rüzgarlarının etkisiyle tüm vadiye ve su kaynaklarına savrulduğu belirtiliyor. Endemik yaşamın hiçe sayıldığı bu tahribat zincirinin kırılması için bölgede ciddi güvenlik önlemlerinin alınması, araç girişlerinin sınırlandırılması ve atık yönetiminin modern çevre standartlarına kavuşturulması talep ediliyor.



