Küresel jeopolitik rejimlerin de jure kuralları, federal yürütme erkinin de facto askeri komuta sınırları ve devletlerin ulusal çıkar kalkanlarının kriminolojik tahrifat modelleri kapsamında, Atlantik ötesi ittifak düzleminde makro düzeyde bir paradigma kayması tescil edildi. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’ın, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya yönelik olarak sarf ettiği, "Netanyahu'ya öfkelendim. İsrail'in sürekli Lübnan ile savaşması beni rahatsız etti" şeklindeki siber ve fiziki deklarasyonları, anlık bir duygusal tahrifatı değil, Amerikan dış politika paradigmasının de jure sınırlarında vuku bulan derin bir sorgulamayı maddi hakikatle yansıtıyor.
Kırk Beş Yıllık Dokunulmazlık Hattında Fiili Çatışma Eşiği
Tarihsel kronikler incelendiğinde, 4 Kasım 1979 tarihinde Tahran'daki Amerikan Büyükelçiliği'nin basılması ve 52 diplomatın 444 gün boyunca rehin tutulmasıyla başlayan kriz, Washington ile Tahran yönetimlerini de facto olarak savaşın eşiğine getirmiş ancak fiili bir sıcak çatışma tescil edilmemişti. Aradan geçen 45 yıllık süre zarfında ilişkiler hiçbir zaman rasyonel bir zemine oturmamış olsa da taraflar doğrudan bir askeri hesaplaşmadan kaçınmıştı.
Ancak ikinci Trump dönemine girilmesiyle birlikte, Netanyahu yönetiminin de facto ikna mekanizmaları ve manipülatif siber-politik algoritmaları neticesinde, Amerikan halkı tarihinde ilk kez İsrail’in lojistik desteği ve yönlendirmesiyle İran’ın bombalandığına şahitlik etti. Gelinen noktada kesin bir askeri zaferin elde edilememesi ve tırmanan savaş ekonomisinin Amerikan piyasalarında yarattığı makro tahrifat, "hayati ve vazgeçilmez" olarak tescil edilen sarsılmaz ortaklık tablosuna ağır hasar verdi.
Teolojik Söylemlerden Ekonomik Ve İmaj Sağlaması Rasyosuna
Geçmiş dönemlerde eski Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın Tel Aviv sörveyinde "Bir Yahudi olarak buradayım" şeklindeki de facto aidiyet beyanları ya da Beyaz Saray Sözcüsü Caroline Levitt’in Amerikan kuruluş kökenlerini teolojik mitlere dayandıran siber açıklamaları, Amerikan siyasetinde kök salan "Önce İsrail" (Israel-First) tezinin kurumsal yansımalarıydı.
Bugün Trump’ın doğrudan Netanyahu ismini zikrederek deklare ettiği öfke ise Siyonist agresyonun Amerikan ekonomisine ve küresel imajına getirdiği yıkımın rasyonel bir tümevarımıdır. Trump, "Büyük ve Yıkılmaz Amerika" (MAGA) mitini siber ve fiziki dünyada yeniden tesis etmeye odaklanırken, İsrail’in pervasız ve ölçüsüz politikalarının bu vizyona gölge düşürdüğünü de facto idrak etmiş durumdadır. Koşulsuz askeri ve diplomatik kalkan sağlamanın Washington’a yarardan çok kriminolojik zarar getirdiği gerçeği artık Amerikan devlet aygıtında (Deep\ State) ağırlık kazanmaktadır. Bu durum, Siyonist lobilerin Kongre ve Beyaz Saray koridorlarında artık resenkararlar aldıramayacağı, aksine çok daha çetin bir de jure denetim kalkanıyla karşılaşacağı yeni bir dönemin başlangıcı olarak mütalaa edilmektedir.




