Pek çok insan alerjinin tamamen doğuştan gelen ve kaçınılmaz bir kader olduğunu düşünür. Ancak Uzman K. Ryabova, Life dergisine yaptığı açıklamalarda bu ezberi bozuyor.
Kalıtsal yatkınlık alerjiye sadece uygun bir zemin hazırlıyor; asıl patlama ise çevresel koşulların ve yaşam tarzının bu zeminle birleşmesiyle yaşanıyor. Yani genetik olarak alerjiye yatkın olmanız, hayatınız boyunca mutlaka bu hastalığı yaşayacağınız anlamına gelmiyor.
Evinizdeki Görünmez Tehditler: Hava Kalitesi Ve Nem Dengesi
Ryabova'ya göre, günümüzün modern yaşamında en büyük alerji kaynakları, vaktimizin çoğunu geçirdiğimiz kapalı alanlarda, yani evlerimizde saklanıyor.
-
Ev ortamının nemsiz ve aşırı kuru olması, vücudun en önemli savunma hattı olan solunum mukozalarını kurutuyor. Mukozalar işlevini yitirdiğinde, vücut dışarıdan gelen toz ve polen gibi maddelere karşı korumasız kalıyor.
-
Kuru hava kadar yüksek nem oranı da büyük bir risk. Nemli ortamlar; gözle görülmeyen mitelar (ev tozu akarları) ve küf mantarlarının hızla üremesine yol açarak bağışıklık sistemini sürekli alarm durumunda tutuyor.
-
Havalandırılmayan odalardaki olumsuz hava bileşimi, kimyasal kokular ve biriken tozlar bağışıklık yanıtını doğrudan provoke ediyor.
Bağışıklık Bariyerini Korumak Şart
Uzmanlar, alerjiyle mücadelenin sadece ilaçlardan ibaret olmadığını; vücudun doğal koruyucu bariyerlerini korumanın ve güçlendirmenin şart olduğunu vurguluyor.
Altın Kural: Alerjiden korunmak veya etkilerini en aza indirmek için sadece aile geçmişinize odaklanmayı bırakmalı; yaşadığınız odanın nem dengesini ayarlamalı, beslenme alışkanlıklarınızı gözden geçirmeli ve ev içi hava kalitesini artıracak önlemler almalısınız.


