Yine bu süreçte tansiyonun düşürülmesi, akan kanın durdurulması, diyalog kapısının açılması için yoğun gayret gösterdik” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Kongre Merkezi’nde düzenlenen 17. Geleneksel Büyükelçiler İftar Programı’nda konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bizler burada bu dostluk ve kardeşlik sofrasında iftarımızı ederken, bölgemizde ve dünyada son derece vahim hadiseler vuku buluyor. Gazze'de 10 Ekim'de imzalanan mutabakata rağmen sahadaki insani trajedi halen devam ediyor. İnsani yardım girişlerinde sıkıntılar yaşanırken İsrail, sistematik saldırılarıyla Gazze halkını terörize etmeyi sürdürüyor. Sadece son 5 ayda 640’ın üzerinde Gazzeli İsrail saldırılarında şehit oldu. 2 bine yakın masum insan yaralandı. Geçen ayki arazi tesciline dair kararda olduğu gibi İsrail hükümetinin işgal ve istila politikasından Batı Şeria da payını alıyor. 7 Ekim 2023’ten bu yana Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te 1120’den fazla Filistinli katledilmiş, 12 bine yakın Filistinli ise yaralanmıştır. Netanyahu yönetimi 10 Ekim'de imzalanan deklarasyondan bugüne kadar yürüttüğü hukuk dışı ve yayılmacı politikalarla barış istemediğini, çözümden yana olmadığını bir kez daha göstermiştir. Türkiye dün olduğu gibi bugün de kardeş Filistin halkının yanındadır. Gazzeli mazlumlara maddi manevi tüm desteğini vermeye devam edecektir” dedi.
HAVA SALDIRILARININ ULUSLARARASI HUKUKA AYKIRI OLDUĞUNU BELİRTTİK
İran'a yönelik saldırıların 10’uncu günü geride kalırken saldırılarda şimdiye kadar 300’ü aşkın çocuğun hayatını kaybettiğine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “1500’e yakın İranlı hayatını kaybetti. İran kaynaklı füze ve dron saldırılarına paralel olarak gerilim tırmandı ve kısa sürede tüm bölgenin istikrarını tehdit eder boyutlara ulaştı. Karşılıklı misillemelerle hem can kayıplarının, hem yıkımın, hem de krizin ekonomik maliyetinin asimetrik bir şekilde artmakta olduğunu görüyoruz. Şu bir gerçek ki savaş uzadıkça maalesef tablo daha da kötüleşecektir. Bilhassa yeni maceralara girişmenin faturasını sadece çatışan taraflar değil, tüm bölgemiz, hatta Avrupa ve Asya dahil tüm dünya ödeyecektir. Son yarım asırda Orta Doğu'da dış müdahalelerin ve jeopolitik mühendislik girişimlerinin nelere yol açtığına, geride nasıl büyük bir siyasi, sosyal ve ekonomik enkaz bıraktığına defalarca şahit olduk. Türkiye olarak biz, bölgemizin aynı acıları tekrar yaşamasını istemiyoruz. Orta Doğu coğrafyasının tıpkı bir asır evvel olduğu gibi yeniden ameliyata alınmasını, ameliyat masasına tekrar yatırılmasını kabul etmiyoruz. Şunun da altını burada önemle çizmek istiyorum. Türkiye'nin dış politikası salt çıkar odaklı değil, aynı zamanda değer odaklıdır. Nerede olursa olsun adil bir barışın kaybedeninin olmayacağına inanıyoruz. Bakınız, 5'inci yılına giren Rusya-Ukrayna savaşının adil ve sürdürülebilir bir barış anlaşmasıyla sona erdirilmesini savunduk. Bugün de aynı anlayışla ilk günden itibaren tavrımızı açıkça ortaya koyduk. Hava saldırılarının İran'ın egemenliğini ihlal ettiğini, uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve tarafımızca esefle karşılandığını belirttik” ifadelerini kullandı.
DİPLOMASİYİ ÖNCELEYEN TUTUMUMUZU HALEN KORUYORUZ
İran'ın başta Azerbaycan ve Körfez ülkelerini hedef alan saldırılarını asla tasvip etmediğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bunun yanlış olduğunu, ortak acıları büyütmekten, kardeşler arasına husumet tohumları ekmekten başka hiçbir işe yaramayacağını da açık açık ifade ettik. Geçen hafta ve bugün ülkemize doğru gelen balistik unsurlar vakitlice etkisiz hale getirilmiş, gerekli uyarılar İran tarafına çok net olarak iletilmiştir. Yine bu süreçte tansiyonun düşürülmesi, akan kanın durdurulması, diyalog kapısının açılması için yoğun gayret gösterdik. İlkeli ve diplomasiyi önceleyen tutumumuzu halen koruyoruz. Karşımızdaki manzara ne kadar ümit kırıcı olursa olsun biz umutsuz değiliz. Bölgesel istikrarı tehdit eden, geleceğimizi ve gelecek nesilleri tehdit eden her soruna onurlu bir çözüm yolunun bulunabileceğine inanıyoruz. Yeni bir müzakere süreci mümkündür, hatta olmalıdır. Sizleri de vesile kılarak bugün bir kez daha savaşın bölgemizde daha fazla yayılmadan bir an evvel sona erdirilmesi gerektiğinin altını tekrar çiziyor, çatışma, kaos, kriz ve istikrarsızlık ihraç etmeyi dış politikaların merkezine yerleştirenlere inat, bizler bu coğrafyada barış ve refah iklimini tesis etmekte, bunun için mücadele etmekte, bu yolda sonuna kadar yürümekte kararlıyız” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, barış mücadelesinde başta bölge ülkeleri olmak üzere herkesin katkısına, desteğine ve yapıcı rolüne ihtiyaç olduğunu vurguladı.
KAZAN-KAZAN ANLAYIŞIYLA POZİTİF GÜNDEMİ BÜYÜTMEK ARZUSUNDAYIZ
Sorunların çözümünde bölgesel sahiplenme kavramını büyük bir hassasiyetle öne çıkardıklarına vurgulayan Erdoğan, “Güney Kafkasya'dan Ege'ye, Doğu Akdeniz'den Balkanlara, Afrika'dan Latin Amerika'ya uzanan hatta karşılıklı saygı, eşitlik ve kazan-kazan anlayışıyla pozitif gündemi büyütmek arzusundayız. Altyapımıza yaptığımız dev yatırımlar sayesinde Marmaray'dan Avrasya Tüneli'ne, Bakü- Tiflis-Kars'tan Mersin Limanı'na kadar Avrupa ile Asya arasında çok modlu koridorlar inşa ettik. Osman Gazi Köprüsü, İstanbul Havalimanı, Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve 1915 Çanakkale Köprüsü gibi mega projeleri hayata geçirdik. Asya ve Avrupa bağlantılarımızla modern İpek Yolu'nu canlandırıyoruz. Türkiye'den geçerek önce Kafkaslar'a, oradan da Hazar Denizi'ni aşarak Türkmenistan ve Kazakistan'ı takiben Pekin'e ulaşan Hazar geçişli Doğu Batı Orta Koridoru İpek Yolu'nun ana omurgasıdır. Stratejik önemi bugünlerde daha iyi anlaşılan Kalkınma Yolu Projesi ise bu girişimlerin tamamlayıcısıdır. Bölgedeki diğer ülkelerin de desteğiyle hayata geçireceğimiz kalkınma yolu projesi sayesinde önümüzdeki dönemde daha geniş bir coğrafyayı birbirine bağlama imkanı bulacağız” diye belirtti.
TÜRKİYE, BÖLGESİNDE ADETA BİR İSTİKRAR ADASI
Geride bıraktığımız çeyrek asırda Türkiye’nin çokça badireyi başarıyla atlattığına işaret eden Erdoğan, “6 Şubat asrın felaketinden kanlı terör eylemlerine, darbe teşebbüslerinden sokak olayları marifetiyle hükümeti devirme girişimlerine kadar nice imtihanı alnımızın akıyla verdik. Son olarak 27 Aralık'ta deprem bölgemizde inşa ettiğimiz 455 binden fazla afet konutunu, iş yerini ve köy evini vatandaşlarımıza teslim etmeyi başardık. Ekonomiden ticarete, turizmden savunma sanayine geniş bir yelpazede aynı başarı hikâyelerine rastlamak mümkündür. Çok zorluk çektik, çok ter döktük. Hiç ummadığımız yerlerden, hiç beklenmedik engellerle karşılaştık. Ama hedeflerimizden hiçbir zaman kopmadık. Şüphesiz bunda son 23 yıldır bizden girdiğimiz her seçimde yanımızda duran, hükümetimize güvenerek emaneti bize tevdi eden aziz milletimizin yıkılmaz iradesi belirleyici olmuştur. Milletimizden aldığımız güçle yolumuza devam ediyoruz. Bugün Türkiye, bölgesinde adeta bir istikrar adası, mücavir coğrafyasında ise bir çekim merkezi olarak konumunu her geçen gün tahkim ediyor” değerlendirmesinde bulundu.
Erdoğan, Savunma sanayinde 23 yılda inşa edilen kapasitenin, sadece milli güvenlik açısından değil, aynı zamanda Avrupa'nın ve kardeş ülkelerin güvenliğini de teminat altına alan sarsılmaz bir sütun işlevi gördüğünü söyledi.
MEHDİ EKER'İ GIDA VE TARIM TEŞKİLATI GENEL DİREKTÖRLÜĞÜ POZİSYONU İÇİN ADAY GÖSTERECEĞİZ
Böylesine kritik bir dönemde temmuz ayında ev sahipliği yapacağımız NATO zirvesinin barış ve istikrarın güçlenmesine vesile olacağına inandığından söz eden Erdoğan, şöyle konuştu:
“NATO zirvesinin yanı sıra 2026 senesi Türk diplomasisi açısından müstesna zirvelere ev sahipliği yapacağımız bir yıl olacaktır. Türk Devletleri Teşkilatı'mızın zirvesini ülkemizde gerçekleştireceğiz. Ayrıca iklim kriziyle mücadelede hayati kararların alınacağı COP31 zirvesini Türkiye'de düzenleyeceğiz. Bugün insanlığın sürdürülemez üretim ve tüketim alışkanlıklarının dünyamızı çevresel felakete sürüklediğini açıkça gözlemliyoruz. Eşim Emine Erdoğan'ın öncülüğünde başlattığımız ‘Sıfır Atık Hareketi’ günümüzde küresel ölçekte benimsenen bir dönüşüm sürecine ilham veriyor. Bu yaklaşımın bir diğer ayağını ise çağımızın en ağır küresel sınamalarından biri olan gıda güvenliği oluşturuyor. Yıllardır pek çok defa dile getirdiğim üzere biz komşusu açken tok yatan bizden değildir inancıyla yoğrulmuş bir kültüre sahibiz. Gıda ve Tarım Örgütü başta olmak üzere Birleşmiş Milletler kuruluşlarıyla yakın eş güdüm içinde bu sorunun çözümü için aktif bir politika yürütüyoruz. Küresel gıda güvenliğine yönelik güçlü taahhüdümüzün bir neticesi olarak Sayın Mehdi Eker'i Gıda ve Tarım Teşkilatı Genel Direktörlüğü pozisyonu için aday gösterme kararı aldık. Temmuz 2027’de gerçekleştirilecek seçimlerde sizlerin temsil ettiği dost ve müttefik ülkelerin kıymetli desteklerini bekliyoruz."