Avrupa İstatistik Ofisi, 2025 yılına ait gençlik ve yaşam koşulları raporunu kamuoyuyla paylaştı. Gözler önüne serilen tablo, Türkiye'deki genç nüfusun karşı karşıya kaldığı derin ekonomik ve sosyal krizin boyutlarını tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Açıklanan verilere göre, Avrupa kıtası genelinde on beş ile yirmi dokuz yaş arasındaki gençlerin yoksulluk veya sosyal dışlanma riski yüzde 24,2 seviyesinde seyrederken, Türkiye'de bu oran dramatik bir biçimde yüzde 28,2'ye fırlamış durumda. Ortaya çıkan bu devasa fark, ülkemizin geleceği olan gençlerin Avrupa'daki akranlarına kıyasla çok daha ağır bir yaşam mücadelesi verdiğini ve giderek daha fazla sosyal izolasyona itildiğini tartışmasız bir biçimde kanıtlıyor.
Sadece Gelir Değil Yaşam Kalitesi De Dibe Vuruyor
Tablonun detaylarına inildiğinde durumun ciddiyeti çok daha belirginleşiyor. Yalnızca gelir yoksulluğu penceresinden bakıldığında dahi, Türkiye'deki gençlerin yüzde 21,9'unun çok büyük bir risk çemberinin içinde olduğu görülüyor. Bu çarpıcı oran, Türkiye'yi refah seviyesiyle öne çıkan birçok Avrupa ülkesinin fersah fersah gerisinde bırakıyor. Raporda sadece gençlerin değil, Türkiye'nin genel nüfusunun da yoksulluk riski titizlikle masaya yatırıldı. Toplumun genelindeki yoksulluk riskinin yüzde 23,4 olarak ölçüldüğü araştırmada, Türkiye'nin bu oranla Avrupa'nın en üst sıralarına demir attığı ifade ediliyor. Ülke genelinde her on kişiden birinin ciddi anlamda maddi ve sosyal yoksunluk çekmesi, yaşanan krizin toplumsal tabana ne kadar derin ve yıkıcı bir şekilde yayıldığını açıkça gösteriyor.
Uzmanlardan Acil Çözüm Ve Müdahale Çağrısı Geldi
Avrupa İstatistik Ofisi'nin açıkladığı genel yoksunluk sıralamasına göre Türkiye; yüzde 16,8 ile Romanya, yüzde 15 ile Bulgaristan ve yüzde 14,9 ile Yunanistan'ın hemen ardından, halkı en yüksek yoksunlukla mücadele eden dördüncü ülke konumunda bulunuyor. Sahadan ve istatistiksel verilerden yola çıkarak bu karanlık tabloyu yorumlayan uzmanlar, giderek ağırlaşan ekonomik koşulların özellikle yeni nesil üzerinde katlanılamaz bir baskı oluşturduğu konusunda hemfikir. Ekonomik istikrarsızlığın gençleri sadece cüzdan olarak değil, aynı zamanda temel insani ihtiyaçlara erişim, nitelikli eğitim ve genel yaşam kalitesi açısından da toplumun tamamen dışına ittiği belirtiliyor. Yetkililerin bu gidişata acilen ve köklü yapısal reformlarla dur dememesi halinde, sosyal dışlanmanın ilerleyen yıllarda çözümü çok daha zor bir toplumsal yaraya dönüşebileceği uyarısı yapılıyor.