GÜNDEM

Rojin Kabaiş Dosyasında Diatom Testi Talebi: Suya Girdiğinde Hayatta mıydı? Uzman İsim Anlattı

Rojin Kabaiş'in ailesi, şüpheli ölümün aydınlatılmasına katkı sağlayabileceği gerekçesiyle diatom testi yapılmasını istedi. Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Sadık Toprak, testin neyi gösterebileceğini ve Kabaiş'in suya girdiğinde hayatta olup olmadığına ilişkin nasıl bir bulgu sağlayabileceğini anlattı.

Abone Ol

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Okul Öncesi Öğretmenliği Bölümü öğrencisi 21 yaşındaki Rojin Kabaiş, 2024 yılında kaybolduktan sonra Van Gölü kıyısında ölü bulunmuştu. Rojin Kabaiş'in ailesi, ölümün aydınlatılmasına katkı sağlayabileceği gerekçesiyle diatom testi yapılması için başvuruda bulundu. Testten sonuç alınamaması halinde ise fethi kabir yapılması ihtimali gündeme geldi.

Peki ailenin talep ettiği bu “diatom testi” nedir? Test neyi ortaya çıkarabilir? Bir kişinin suda bulunması ile suda boğularak ölmesi arasındaki farkın belirlenmesinde diatomların nasıl bir rolü var? Bu soruların yanıtlarını Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Sadık Toprak, Habertürk'ten Pınar Cebeci'ye verdi.

BU TEST NEDEN ÖNEMLİ?

Diatomlar, sularda yaşayan, mikroskop altında görülebilen tek hücreli ve fotosentez yapan mikroskobik canlılar. Adli tıpta ise özellikle suda bulunan kişilerin ölümünün boğulmayla ilişkisini değerlendirmek amacıyla gündeme geliyor. Ancak testin amacı, sanıldığı gibi bir kişinin neden suya girdiğini ortaya çıkarmak değil. Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Sadık Toprak, diatom testinin daha sınırlı ancak önemli bir soruya yanıt verdiğini belirtiyor: Kişi suya girdiği sırada canlı mıydı?

Kişi suyun içinde canlıyken nefes almaya çalıştığında su akciğerlere ulaşabiliyor. Su ile birlikte alınan diatomların da akciğerlerden vücudun farklı bölgelerine taşınması mümkün olabiliyor. Bu nedenle bazı doku ve organlarda diatomların tespit edilmesi, kişinin suya girdiği sırada hayatta olduğuna ilişkin bir bulgu olarak değerlendirilebiliyor.

'TEST ÖLÜM NEDENİNİ BELİRLEMEZ AMA...'

Toprak, testin sınırını ise şöyle açıkladı: “Diatom testi bize orijini söylemez. Yani kaza, intihar, cinayet ayrımı konusunda bilgi vermez. Ama çok önemli bir bilgi verir: Kişi suya girdiği esnada canlı mıydı?” Rojin Kabaiş'in ölümüne ilişkin soruşturmada, olayın intihar mı yoksa cinayet mi olduğu sorusu yanıt beklemeyi sürdürüyor. Ailesi ise başından bu yana cinayet ihtimalinin araştırılmasını istiyor.

Rojin'in cansız bedeninin Van Gölü kıyısında bulunmasıyla birlikte, suya kendi isteğiyle mi girdiği, suya girdiğinde hayatta olup olmadığı ve ölümünün boğulma sonucu gerçekleşip gerçekleşmediği de dosyanın temel soruları arasında yer aldı. Bu soruların yanıtlanması için kamera kayıtları, cep telefonu, HTS ve baz verilerinin yanı sıra otopsi ve DNA incelemeleri de değerlendirildi.

Diatom testi tartışması da tam bu noktada önem kazanıyor. Çünkü test, “Rojin'i kim öldürdü?” sorusuna doğrudan yanıt vermekten çok, Rojin'in suya girdiği sırada hayatta olup olmadığına ilişkin bir bulgu sağlayabilir.

HANGİ SONUÇ, NEYE SEBEP VERİR?

Testin pozitif çıkması halinde Rojin'in Van Gölü'ne girdiği sırada hayatta olduğuna ilişkin önemli bir bulgu elde edilmiş olacak. Ancak bu sonuç, ölümün kaza, intihar ya da cinayet olduğunu tek başına ortaya koymayacak. Negatif sonuç ise boğulmadığı anlamına gelmeyecek; bu durumda hem suya canlı girmiş olması hem de daha önce öldürülerek suya atılmış olması ihtimalleri varlığını koruyacak. Bu nedenle diatom testinde yalnızca diatomların bulunup bulunmaması değil, sonucun nasıl yorumlandığı da önem taşıyan noktalardan biri.

Prof. Dr. Sadık Toprak, diatom testinin bu açıdan tek başına kesin sonuç veren bir yöntem olmadığını dile getirdi. “Eğer siz bir insanın iç organlarında o suya ait bu diatomları, yani bu mikroskobik canlıları bulursanız, o zaman şunu düşünürsünüz: Bu kişi suya atıldığı esnada canlıymış. Ama eğer diatomları kişinin iç organlarında veyahut da kemik iliğinde tespit edemezseniz, o zaman bu size kişinin suda ölmediğini göstermez. Bir sürü başka olasılık vardır. Mesela bir insan suya düştüğü zaman mutlaka tabii nefes almaya çalışır.

Ama bazen ne olur? İnsanın boğazı o tuzlu suyu akciğerlerine çekmeye kalktığında kilitlenir. Ve o su akciğerlerine gitmez. Kişi yine boğularak ölür ama su akciğerlere hiçbir zaman ulaşmaz. Bu durumda kişi suda boğulduğu halde vücudunda hiç diatom bulamazsınız. Yani sonucun negatif çıkması kişinin boğulmadığını garanti ettirmez. Pozitif çıkarsa o zaman düşünebilirsiniz.

Tabii bu arada şunu da söyleyeyim size: Yanlış pozitif nedenleri de var. Yanlış negatif nedenleri de var. Yani diatom testi bir DNA testi gibi bir test değil. Sonuçları yüzde 99,99 oranında güvenilir bir test değil.

Bir sürü istisnası olan bir test. Yanlış pozitif nasıl olabiliyor? Yanlış pozitif şu şekilde oluyor. Örneğin musluktan içtiğiniz suya bir miktar dışarıdan bir tatlı su karışabilir. O zaman bunun içinde diatom olur. Veyahut da öğlen yemek yemişsinizdir. Orada yediğiniz yiyecek tam olarak iyice yıkanmamıştır. O bir sulama suyuyla kontamine olmuştur, bulaşmıştır. O yediğinizden de diatom alabilirsiniz. Yani diatomu almak zor bir şey değil.”

Diatomların örnek alınması veya incelenmesi sırasında dışarıdan örneğe karışması da, yani kontaminasyon, sonuçların değerlendirilmesinde dikkat edilmesi gereken başlıklardan biri. Bu nedenle vücutta diatom bulunması da bulunmaması da tek başına kesin bir sonuca götürmüyor.

TESTİN SINIRLILIKLARI NELER?

Toprak, yöntemin bilimsel açıdan bazı sınırlılıkları bulunduğunu şu ifadelerle açıkladı: “Bu sularda yaşayan, yani tatlı suda, tuzlu suda, yani hem göl suyunda hem akarsuda yaşar bunlar, bu varlıklar. Biz bunlara bakarak kişinin boğulup boğulmadığı konusunda belli bir fikir edinebiliyoruz. Buna da diatom testi deniyor. Nasıl çalışıyor? Çok kısaca özetlemek gerekir ise, eğer kişi suya düştüğü anda canlı ise o zaman ne yapar? Tabii ki suda nefes almaya çalışır. Suda nefes almaya çalışınca ne olur? Su akciğerlerine dolar ve akciğerlerine dolan su, suyun içinde diatomlar vardır. Bu diatomlar çeşitli organlara yani beyne, karaciğere, akciğere gidebilir, böbreklere gidebilir. Aynı şekilde kemik iliğine de gidebilir, çeşitli kemiklerin iliğine de gidebilir. Ve buradan siz eğer diatomu tespit eder iseniz o zaman dersiniz ki bu kişi suya girdiği anda canlı olabilir.”

Ancak testin rutin olarak kullanılmaması, özel bir dosyada hiç yapılamayacağı anlamına gelmiyor. Rojin Kabaiş dosyasında diatom incelemesini ayrıca gündeme getiren bir başka ayrıntı ise bedenin yakınlarında bulunduğu Van Gölü. Peki Rojin'in bulunduğu Van Gölü bu testi nasıl etkiliyor?

Van Gölü, kendine özgü yapısı nedeniyle diatom incelemesi açısından da farklı bir önem taşımakta. Göldeki diatom türleri üzerine daha önce çalışmalar yapılmış olması, inceleme sırasında karşılaştırma yapılabilmesine olanak sağlıyor. Diatom incelemesinde yalnızca vücutta diatom bulunması da yeterli değil. Tespit edilen diatomun, kişinin bulunduğu su kaynağındaki diatomlarla uyumlu olup olmadığına da bakılıyor. Van Gölü'nde diatom türlerinin derinliğe ve mevsime göre değişebilmesi, Rojin'in bulunduğu dönem ve bölgeden alınacak su örneklerini de önemli hale getiriyor.

VAN GÖLÜ'NÜN SIRRI

Ancak Van Gölü'nün yüksek alkaliliği, diatomların yapısındaki silisin zamanla çözünmesine neden olabilir. Toprak, Van Gölü'nün bu özelliğine dikkat çekerek, “Van Gölü'nde yaşayan diatomlarla ilgili öncesinde yapılmış çok güzel çalışmalar var. Çünkü Van Gölü başka neredeyse hiçbir yere benzemeyen çok özel bir göl” dedi.

Toprak, Van Gölü'nün yüksek alkaliliğinin diatomlar açısından önemli bir ayrıntı olduğunu belirterek şöyle devam etti: “Diatomlar çürümeye son derece dayanıklı. Diatomların tek zayıf noktası alkalidir. Alkali sular diatomları hızla bozar. Van Gölü'nün suyu da son derece alkali bir su. O yüzden Rojin Kabaiş'in cenazesinde diatom bakılacak ise çok dikkatli bakılması, çok dikkatli yorumlanması gerekir sonucun. Yani kolay bir şey değil orada bu sonucu yorumlamak.”

Ancak Rojin'in bedeninin bulunmasının üzerinden yaklaşık iki yıl geçmiş olması, bu kez başka bir soruyu gündeme getiriyor: Aradan geçen zamana rağmen diatom incelemesi yapılabilir mi?

Diatom incelemesinde kullanılacak örneklerin yeterli olmaması halinde, özellikle uzun kemiklerden yeni örnek alınabilir. Kemik ve diğer dokulardan yeni örneklerle laboratuvar incelemeleri yapılabilir; radyolojik görüntüleme yöntemleriyle beden yeniden değerlendirilebilir. Böylece ilk değerlendirmede gözden kaçmış olabilecek daha küçük bulguların araştırılması mümkün hale gelir.

FETHİ KABİR

İşte bu noktada dosyada bir başka başlık gündeme geliyor: fethi kabir. Fethi kabir, defin işleminin ardından cansız bedenin adli inceleme amacıyla yeniden çıkarılması anlamına geliyor. Ancak böyle bir işlem yalnızca diatom testi için yapılmıyor. Yeniden çıkarılan cenaze üzerinde, ölümün nasıl gerçekleştiğine ilişkin daha önce fark edilmemiş olabilecek bulguların araştırılması mümkün.

Özellikle kemiklerde kırık, travma ya da başka bir bulgu bulunup bulunmadığı yeniden değerlendirilebilir. Kemik ve diğer dokulardan yeni örnekler alınabilir; radyolojik görüntüleme yöntemleriyle beden yeniden incelenebilir. Bu incelemelerle, ilk değerlendirmede gözden kaçmış olabilecek daha küçük bulguların araştırılması mümkün.

Rojin Kabaiş dosyasında fethi kabir ihtimalini değerlendiren Prof. Dr. Sadık Toprak'ın yaklaşımı ise şöyle:

“Ben bir kere kesinlikle fethi kabir yaparım. Çünkü aklımda bir soru kalsın istemem. Kemik dokuyu bir kez daha değerlendiririm. Madem böyle bir istek oldu, aileden de böyle bir istek geldi. Bence diatom testinin yapılması da uygun olabilir. Onu da tercih ederdim yapılmasını."

İKİ DNA KİME AİT?

Dosyada yanıt bekleyen sorulardan biri de Adli Tıp Kurumu raporunda tespit edilen iki farklı erkeğe ait DNA profili. Raporda DNA profillerinin Rojin'in göğüs ve vajina iç bölgesinde tespit edildiği belirtildi. Bunun üzerine, cenazeye temas etmiş olabileceği değerlendirilen kişiler de dahil olmak üzere şu ana kadar 413 kişiden DNA örneği alındı.

Ancak burada yanıt bekleyen soru yalnızca DNA'nın bulunması değil: Bu profiller kime ait? Rojin'in bedeninde nasıl ve ne zaman bulundu? Ve ölümle bir bağlantıları var mı? Bu noktada önemli bir ayrım da bulunuyor. Prof. Dr. Sadık Toprak, bu değerlendirmede Rojin'in bedeninde travmatik bir bulgu bulunmamasının ve DNA profillerinin iki farklı erkeğe ait olmasının da dikkate alınması gerektiğini belirtti.

Bu kişilerin cenazenin taşınması ya da cenazeyle ilgili bir işlem sırasında temas etmiş olabileceği ihtimali de göz önünde bulunduruluyor. Bu nedenle DNA'nın kaynağının, bedene hangi koşullarda ve ne zaman geçtiğinin ortaya çıkarılması önem taşıyor.

Prof. Dr. Sadık Toprak, iki DNA profilinin kimliklendirilmesinin dosya açısından önemli olduğunu belirtti: “En kritik soru şu: O iki farklı erkek DNA'sı kimin? Çünkü biz bu iki farklı erkek DNA'sının kontaminasyon olduğunu, yani bir yerlerden bir bulaş olduğunu düşündük. Bunu neden böyle düşündük onu da söyleyeyim.

Birinci sebebi vücutta hiçbir travmatik iz yok. Yani Rojin'in fiziken bir saldırıya uğradığına dair hiçbir bulgu yok üstüne üstlük. İkinci olarak bu DNA'lar iki ayrı erkeğe ait, bir erkeğe değil. Yani bir erkeğin DNA'sını iki ayrı yerde bulsaydık, o zaman bunu yine bir saldırı gibi düşünebilirdik. Ama vücudun iki ayrı yerinde, iki ayrı erkeğe ait DNA bulunduğu için yine bu bizi saldırıdan uzaklaştıran bir şey oldu.

Ama o DNA'ların kime ait olduğunu belirlemek bence çok önemli. Çünkü belki de bu cinayette hiç rol oynamadılar. Veyahut da biz bunun cinayet olduğunu düşünüyorsak eğer, belki de bu bir cinayet değil, bize bunun ne olduğunu, cinayet mi, intihar mı, kaza mı olduğunu ortaya çıkaracak en önemli delillerden birisi, o iki DNA'nın sahiplerinin kim olduğunu.”

CEM GARİPOĞLU ÖRNEĞİ

Fethi kabir, daha önce fark edilmemiş olabilecek bulguların yeniden araştırılmasının yanı sıra, ihtiyaç halinde yeni örnekler üzerinden farklı adli incelemelerin yapılmasına da olanak sağlayabilir. Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Sadık Toprak, toplumda soru işaretlerinin giderilmesi amacıyla daha önce yapılan fethi kabir işlemlerinden örnekler verdi.

Toprak, Cem Garipoğlu'nun gerçekten ölüp ölmediğini anlamak için fethi kabir yapıldığını ve yeniden DNA testi uygulandığını belirtti. Toprak, açıklamasında şu sözlere yer verdi:

“Cem Garipoğlu'nun gerçekten ölüp ölmediğini anlamak için bir kez daha DNA testi yapıldı, fethi kabir yapıldı. Emin olduk, o Cem Garipoğlu'ymuş.” Kıyafetler üzerinde yapılan incelemelerde ise Rojin'in ölümünün nasıl gerçekleştiğine ilişkin yönlendirici bir bulgu tespit edilmedi. Dosyanın bir diğer önemli ayağını ise Rojin'in cep telefonu oluşturuyor. Telefonun çözülmesi için çalışmalar sürüyor.

Prof. Dr. Sadık Toprak, cep telefonunun adli tıp açısından önemli bir kaynak olduğunu belirterek, telefon açılabilseydi konuşmalar, yazışmalar, internet arama geçmişi ve uygulamalardaki veriler üzerinden Rojin'e ilişkin çok daha fazla bilgiye ulaşılabileceğini söyledi. Toprak, bu verilerin kişinin ruh hali ve ne yapmaya çalıştığı konusunda da önemli bilgiler sağlayabildiğini aktardı. Böylece dosyada birbirinden farklı görünen deliller aynı sorunun etrafında birleşiyor: Rojin'in kaybolduğu gün ne oldu ve Van Gölü'ne nasıl ulaştı?