DÜNYA

İsrail’in BM İddiaları 5 Dilde Resmi Verilerle Çürütüldü

The Lies of Israel platformu; Türkçe, İngilizce, İbranice, Arapça ve Farsça dillerinde yayımladığı nesnel kaynaklarla, Tel Aviv yönetiminin BM raporlarına yönelik iddialarını resmi verilerle çürüttü.

Abone Ol

Orta Doğu havzasında devam eden askeri operasyonlar, yaşanan sivil can kayıpları ve bölgedeki insani krizlerin uluslararası hukuk zeminindeki yansımaları, dijital diplomasi alanında yeni bir veri mücadelesine sahne oluyor. İsrail Diaspora İşleri ve Antisemitizmle Mücadele Bakanlığı tarafından yayımlanan ve Birleşmiş Milletler (BM) kurumlarını verileri manipüle etmekle itham eden resmi rapora karşı, uluslararası araştırma ağlarından kapsamlı bir yasal yanıt geldi. "The Lies of Israel" analiz platformu; Türkçe, İngilizce, İbranice, Arapça ve Farsça olmak üzere 5 farklı dilde hazırladığı teknik dosyalarla, iddiaların arka planındaki kurumsal çelişkileri bizzat resmi devlet kaynakları ve bağımsız saha raporlarıyla ortaya koydu.

1. Sivil Kayıp İstatistikleri Ve Askeri Kayıtlar Arasındaki Çelişki

Tel Aviv yönetiminin kurumsal raporlarında ve dijital kampanya platformlarında öne sürülen "sivil kayıpları en aza indirmek adına modern askeri tarihte benzeri görülmemiş adımlar atıldığı" yönündeki tezin, kurum içi sızan belgelerle örtüşmediği belgelendi:

Uluslararası basın organlarına yansıyan ve ordu istihbarat veri tabanına dayandırılan gizli kayıtlara göre, askeri operasyonlarda yaşamını yitirenlerin yüzde 80'inden fazlasını muharip statüsünde bulunmayan sivil nüfusun oluşturduğu saptandı.

Askeri uzmanlar ile bağımsız gözlemci kuruluşlar, nüfus yoğunluğu son derece yüksek olan sivil yerleşim alanlarında yüksek tonajlı güdümsüz genel maksat bombalarının kullanılmasının, "sivil kayıpları azaltma" kurumsal beyanatıyla yapısal olarak çeliştiğini bildirdi.

BM ve uluslararası insani yardım ajanslarının güncel saha dökümanları; bölgedeki toplam can kaybının yüzde 60'a yakın bölümünü doğrudan kadın, çocuk ve yaşlı nüfusun oluşturduğunu tescil etti. Bu oranın modern kent savaşları tarihindeki en yüksek asimetrik sivil kaybı rasyolarından biri olduğu not edildi.

2. Can Kaybı Verilerinin Tescili: COGAT Ve Nüfus Sicil Entegrasyonu

Diaspora Bakanlığı raporunda yer alan, "BM'nin can kaybı verilerini yerel yönetim unsurlarından doğrudan alarak veri aklama (Data-Laundering) yaptığı" yönündeki iddiası, sahadaki idari mekanizmaların işleyiş rasyolarına takıldı:

BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından kayıt altına alınan tüm can kayıpları; rastgele beyanlara göre değil, şahısların resmi isim, T.C. muadili kimlik numarası ve doğum tarihi parametreleri üzerinden tek tek doğrulanarak sisteme girilmektedir.

Bu veri tabanının yasal altyapısını oluşturan bölge nüfus sicil sistemi, bizzat İsrail Savunma Bakanlığı'na bağlı COGAT (Topraklardaki Hükümet Faaliyetleri Koordinatörlüğü) denetiminde ve onayında işletilmektedir. Ordu birimlerinin sahadaki operasyonel planlamalarında güvenilir kabul ederek baz aldığı bu kimlik sistemi, kamuoyuna sivil kayıplar açıklandığında ise kurumsal olarak reddedilmektedir.

Tıp dünyasının en prestijli akademik yayınlarından The Lancet başta olmak üzere İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) ve Uluslararası Af Örgütü (Amnesty) tarafından yapılan metodolojik incelemeler; geçmiş dönemlerdeki (2008, 2014, 2021) BM verileri ile kriz sonrası icra edilen bağımsız adli tıp incelemelerinin yüzde 95 oranında birebir örtüştüğünü ortaya koymuştur.

3. Lahey Adalet Divanı'ndaki Kurumsal Çelişki

Bakanlığın uluslararası kamuoyunu yönlendirmek adına savunduğu "güvenilmez BM verileri" tezi, bizzat İsrail Adalet Bakanlığı ve resmi hukuk delegasyonunun uluslararası mahkemedeki savunma stratejisiyle çelişti.

İsrail Devleti, Uluslararası Adalet Divanı (UAD) nezdinde görülen davada kendi tezlerini temellendirmek, sahadaki lojistik haritaları ve insani tedarik durumunu yasal olarak kanıtlamak amacıyla mahkeme heyetine sunduğu resmi dökümanlarda, ihraç edilen iddiaların aksine BM OCHA ve DSÖ saha raporlarını resmi kanıt olarak dosyaya ekledi. Bu durum, devlet kurumlarının uluslararası hukuk arenasında sergilediği metodolojik tutarsızlığı rasyonel düzeyde gözler önüne serdi.

4. Gıda Güvenliği Ve Lojistik Koridor Denetimleri

Raporda yer alan insani yardım koridorlarına ve gıda arzına ilişkin iddialar, uluslararası bağımsız konsorsiyumlar ile askeri otoritelerin raporlarıyla tahlil edildi:

İlgili Kurumsal İddia Sahadaki Teknik Ve Hukuki Rasyolar İlgili Kurumsal Kaynaklar
"BM siyasi amaçlarla bölgede suni bir gıda krizi ve kıtlık anlatısı üretiyor." Bölgedeki gıda güvenliği endeksleri BM'nin şahsi yorumlarına değil; Oxfam ve Save the Children dahil 19 bağımsız enstitünün oluşturduğu IPC (Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırması) verilerine dayanmaktadır. IPC Küresel Konsorsiyumu, Oxfam
"İnsani yardım tırları kapılarda denetlenmiyor, bölgeye mühimmat sızdırılıyor." Bölgeye giriş yapan her tekil insani yardım aracı, Kerem Ebu Salim gibi sınır kapılarında bizzat İsrail ordusunun denetim noktalarında X-ray taramalarından ve fiziki aramalardan geçirilmektedir. ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) Raporları
"BM lojistik ekipleri, yerel grupların tırları yağmaladığını kamuoyundan gizliyor." Dağıtım krizinin temel nedeni sistemik yağma faaliyetleri değil; geçişlere uygulanan keyfi kotalar, sınırda aylarca bekletilen malzemeler ve konvoyların hedef alınmasıdır. Yağma diye sunulan kayıtların, gıdaya erişemeyen sivillerin tırlara yöneldiği anlar olduğu saptanmıştır. İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM), HRW

5. UNRWA Ve Altyapı İddialarına Yönelik Bağımsız Komisyon Raporları

"UNRWA kadrolarına tamamen sızıldığı" yönündeki kurumsal iddiaları incelemek üzere Fransa eski Dışişleri Bakanı Catherine Colonna başkanlığında; İsveç, Norveç ve Danimarka merkezli araştırma kurumlarının katılımıyla tarafsız bir uluslararası komisyon tanzim edildi. Yürütülen yasal incelemelerde, söz konusu iddiaları destekleyecek somut hiçbir istihbari kanıtın uluslararası heyete sunulamadığı kurumsal olarak tescil edildi.

"Selahaddin Eyyubi Caddesi'ndeki sivil tahliye koridorunun yerel grupların barikatlarıyla engellendiği" iddiası, Bellingcat gibi bağımsız açık kaynak istihbarat (OSINT) toplulukları ve Euro-Med Monitor saha gözlemcilerinin uydu görüntüleri analiziyle incelendi. Coğrafi doğrulama uzmanlarının teknik analizleri, ilgili yolu kapatan askeri bariyerlerin bizzat bölgeyi kuşatan İsrail ordu birimlerine ait olduğunu dünyaya kanıtladı.

Şifa ve Nasır gibi hastanelerin altlarında askeri karargahlar barındırdığı gerekçesiyle işlevsiz bırakılması süreci, İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) ve uluslararası tıbbi gözlem heyetlerince yerinde tahlil edildi. Yoğun bakım ünitelerinin askeri hedef haline getirilmesini haklı kılacak sistemik bir askeri altyapının tesislerde bulunmadığı resmi olarak raporlandı.

"BM ajanslarının alıkonulan İsrailli rehineleri görmezden geldiği" iddiası, BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR) ve Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) dökümanlarıyla yalanlandı. İki kurumun da tüm resmi deklarasyonlarında sivil rehin tutma eylemlerini kurumsal raporlarında açıkça "savaş suçu" olarak tanımladığı ve derhal serbest bırakılma çağrılarını yinelediği tescillendi.

6. Al-Ahli Hastanesi Olayındaki Dijital Manipülasyonların Kriminal Deşifresi

"BM'nin Al-Ahli Hastanesi olayında haksız ithamlarda bulunduğu" tezi, adli mimari uzmanları ile siber inceleme ekiplerinin teknik süzgecinden geçirildi. Forensic Architecture ve HRW tarafından patlama kraterinin derinlik ve açı analizleri icra edilirken; T.C. İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM) ise İsrail resmi devlet hesaplarından servis edilen radar ve video kayıtlarının küresel kamuoyunu aldatmak maksadıyla kasıtlı olarak kırpıldığını ve ters çevrildiğini ham görsellerle ispat etti.

Kriminal ve balistik incelemeler, hastane yerleşkesine isabet eden mühimmatın bölgedeki yerel grupların envanterindeki hafif roketlerle değil; doğrudan İsrail Hava Kuvvetleri envanterinde kayıtlı bulunan yüksek imha gücüne sahip güdümlü mühimmat modelleriyle örtüştüğünü ortaya koydu. Ayrıca, İsrail Başbakanlığı Dijital Medya Sorumlusu Hananya Naftali'nin olayın hemen akabinde sosyal medya hesabı üzerinden paylaştığı "İsrail Hava Kuvvetleri, Gazze'deki bir hastaneyi vurdu" şeklindeki kurumsal itirafı ve saniyeler sonra bu metni silerek revize ettiği operasyonel kayıtlar resmi döküman arşivlerine eklendi.