GÜNDEM

İBB Yolsuzluk Davasında Duruşma Yarına Ertelendi

İBB'ye yönelik 'Yolsuzluk' davasında aralarında görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 92 tutuklu 414 sanık duruşmanın yedinci haftasında hakim karşısına çıktı. Duruşma sanık savunmalarının alınması ile yarın görülmeye devam edecek.

Abone Ol

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılarak tutuklanan Ekrem İmamoğlu’na yönelik yürütülen ‘Yolsuzluk’ soruşturması tamamlanarak 11 Kasım 2025 tarihinde 3 bin 809 sayfalık iddianame hazırlandı. İddianamede 'Örgüt lideri’ olarak adı geçen Ekrem İmamoğlu’nun; ‘Suç işlemek amacıyla örgüt kurma’, ‘Rüşvet’, ‘Suç gelirlerinin aklanması’, ‘Kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık’, ‘Kişisel verilerin kaydedilmesi’, ‘Kişisel verileri ele geçirme ve yayma’, ‘Suç delillerini gizleme’, ‘Haberleşmenin engellenmesi’, ‘Kamu malına zarar verme’, ‘Rüşvet alma’, ‘Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’, ‘İrtikap’, ‘Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama’, ‘İhaleye fesat karıştırma’, ‘Çevrenin kasten kirletilmesi’, ‘Vergi usul kanununa muhalefet’, ‘Orman kanununa muhalefet’ ve ‘Maden kanununa muhalefet’ suçlarını işlediği iddia edildi. İmamoğlu’nun 142 eylem nedeniyle 828 yıl 2 aydan 2 bin 352 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

DURUŞMALARDA YEDİNCİ HAFTA

İlk duruşma 9 Mart Pazartesi günü görüldü. Davanın ilk duruşmasından bugüne kadar 34 kişinin savunması alındı. Cuma günü duruşma görülmezken duruşmalara haftanın 4 günü devam ediliyor.

SAAT 22.00’YE KADAR DEVAM EDECEK

İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’de bulunan Marmara Açık Cezaevi Yerleşkesi'ndeki binada görülen 24’üncü celsede, sanıkların savunmalarına devam edilecek. Diğer yandan Mahkeme başkanı duruşmaların saat 22.00’ye kadar devam edebileceğini belirtti.

18 KİŞİ TAHLİYE EDİLDİ

Mahkeme heyeti, sanıklardan İBB Özel Kalem Müdürü Kadriye Kasapoğlu, Özgür Karabat’ın şoförü Sırrı Küçük, Ağaç A.Ş çalışanı Fatih Yağcı, iş insanı Ali Üner, iş insanı Evren Şirolu, iş insanı Ebubekir Akın, İSPER personeli Davut Bildik, Altan Ertürk, Hüseyin Yurttaş, Murat Ongun’un şoförü Kadir Öztürk, Mustafa Bostancı, Kadriye Kasapoğlu’nun şoförü Sabri Caner Kırca, Baran Gönül, Mahir Gün, Esra Huri Bulduk, Şehide Zehra Keleş Yüksel, Başak Tatlı ve zabıta memuru Nazan Başelli’nin tahliyesine karar verdi.

İNAN GÜNEY SALONDA HAZIR BULUNACAK

Tutuklu bulunan ve görevinden uzaklaştırılan Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney'in de aralarında bulunduğu 3'ü tutuklu 7 sanık hakkında hazırlanan iddianame, İBB 'Yolsuzluk' davasının dosyasıyla birleştirildi. Güney, iddianamenin İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmesinin ardından İBB dosyasında sanık olarak yer aldı. 40. Ağır Ceza Mahkemesi Heyeti İnan Güney dahil olmak üzere 3 ismin de salonda hazır bulundurulmalarını istedi.

HER HUSUSUN BANA BAĞLANMASI SÖZKONUSU

Duruşma, Bakırköy Belediye Başkan Yardımcısı Ali Rıza Akyüz’ün sorgusuyla başladı. Akyüz’e soru sormak için söz alan Ekrem İmamoğlu "Ali Rıza Bey, sizi dikkatle dinliyorum. Burada isnat edilen bütün hususların marifetli bir şekilde bana bağlanması sözkonusu, o yüzden bunları sormak mecburiyetindeyim. Yoksa her konuşmadan sonra mikrofonu elime alıp serenat yapma arzusunda değilim. Cumhuriyet Halk Partilisiniz. Cumhuriyet Halk Partisi’nde siyaset yapıyorsunuz. Aynı zamanda Bakırköy Belediye Meclis üyesi ve Bakırköy Belediye Meclisi görevinden ötürü de atanmış bir belediye başkan yardımcısı göreviniz var. Dolayısıyla sizinle birtakım irtibatlarımız var. Bunları sormam lazım ki sanki bir emir-komuta zinciri varmışçasına bir süreç tarifleniyor. Siz de 'Örgüt üyesi' misiniz bu arada bilmiyorum, 'Özel vasıflı' mısınız" diye sordu. Akyüz ise, "Yok değilim" yanıtını verdi.

HERHANGİ BİR TALİMATINIZ OLMAMIŞTIR

İmamoğlu sorularına devam ederek, "Benim size meşru-gayrimeşru, ahlaki-gayri ahlaki veya herhangi bir konuda, dolaylı ya da direkt bir talimatım, bir baskım olmuş mudur" dedi. Akyüz ise cevaben, "Hayır. Böyle bir yaklaşım olmadı, böyle bir işleme de tabii olmadık" dedi. İmamoğlu, "Aynı zamanda İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi üyesisiniz. Doğal olarak görev yaptığımız dönemde ben de Meclis’in başkanıyım. Esasen Büyükşehir Belediye Başkanı’nın ya da Meclis Başkanı’nın bir meclis üyesine talimat zinciri diye birşey yoktur; ama sormak zorundayım; size bir talimatım, bir baskım, direkt ya da dolaylı olarak, farklı kişiler üzerinden herhangi bir talimatım, baskım olmuş mudur" dedi. Akyüz ise bu soruya, "Kesinlikle olmamıştır başkanım" yanıtını verdi.

İNAN GÜNEY DE BU VESİLEYLE ARAMIZDA

İmamoğlu, "İddia makamı görevini yapmamıştır. İddia makamı bu iftiranameyi düzenlemek için elinden geleni yapmış, bu şekilde sanki konuşmuş gibi insanların ifadeleri ikinci, üçüncü, dördüncü aşamada değiştirilerek 'Her işi Ekrem’e bağlayın' meselesi üzerine oturtulmuş bir süreç yaşatılmıştır. Bugün aramıza katılan Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney tam da bu vesileyle buraya gelmiştir, aramıza oturmuştur. 'Oradaki meseleleri de Ekrem’e bağlayalım, buradan bu iş devam etsin' şeklinde süreç bir düzene, bir silsileye geçmiştir" dedi.

BOĞAZİÇİ İMAR MÜDÜRLÜĞÜ ÖYLE BİR ANLATILMIŞ Kİ SANKİ BÜTÜN KARARLARI TEK BAŞINA ALIYORUM

İBB Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Karaoğlu savunmasında, "Ben hiçbir zaman bir örgüte üye olmadım ve kimseden talimat almadım; talimatı sadece yasadan ve mevzuattan aldım. Burada ‘örgüt’ denilen yapılanmanın ne olduğunu da anlamış değilim. 26 yılımı verdiğim kamu görevim ve görev aldığım belediye teşkilatları mıdır suç örgütü? İBB bünyesindeki yüzlerce müdür, yönetici ve on binlerce personel midir bu örgüt? Örgüt üyeliği iddiası tamamıyla uydurmadır. İddianamedeki kurgu dışında maddi gerçeğe dayanan hiçbir delil, tespit veya illiyet bağı söz konusu değildir. Boğaziçi İmar Müdürlüğü teşkilatı iddianamede öyle bir anlatılmış ki; sanki ben elimde anahtar, müdürlüğün kapısını sabah açıyorum, bütün kararları tek başıma alıyorum, tüm ruhsatları ve isimleri düzenliyorum, öğleden sonra da balyozu alıp sokak sokak geziyorum, akşam da kapıyı kilitleyip evime gidiyorum. Açıkçası 4,5 yıl müdürlük yaptım; benim böyle bir yetkim ve gücüm olduğunu ben bile bilmiyordum" dedi.

HABERDAR OLMADIĞIM GÖRÜŞMEDEN SUÇLAMA ÇIKARILMIŞ

Karaoğlu, "Etkin pişman Yakup Öner ifadesinde kış bahçesinin tadilatı talebinin karşılığında Piyalepaşa’daki eski eser bir yapının restorasyonundan bahsedildiğini söylüyor. İddia makamı bu eylemi bunun üzerine kurmuş. Etkin pişman Kaan Yücel ise özellikle 3 konu hakkında görüştüklerini belirtiyor. İlk olarak Akatlar projesinden, sonra Piyalepaşa’daki tescilli binanın restorasyonundan, son olarak da Adnan Polat’ın evindeki tadilat işinden konuştuklarını söylüyor. Ancak Kaan Yücel, Yakup Öner’in ifadesinin aksine, hiçbir işin diğerinin karşılığı olarak konuşulmadığını ve konuların birbirinden bağımsız olduğunu açıkça ifade etmiş. Aslında ben bunlara girmeyi çok istemiyorum; çünkü bunlar benim müdahil olmadığım, bilmediğim ve ilk kez iddianamede okuduğum konuşmalardır. Fakat nihayetinde çelişkileri de ortaya koymak lazım. Sonuç olarak bu iki kişi arasında geçen konuşmanın herhangi bir şekilde tarafı değilim, haberim de yok. Haberdar dahi olmadığım bu görüşmeden bana suçlama çıkarılmış. Peki iddianame ne demiş? 'Elçin Karaoğlu, sorumluluk alanındaki imara ilişkin talepleri Yakup Öner’e yönlendirdi' demiş. İddia edilen bu yönlendirme. Ne yönlendirmişiz? Ortada ne benim yönlendirdiğimle ilgili bir ifade, bir somut ya da soyut delil, herhangi bir şey, maddi gerçekliğe dayanan bir unsur var? Yok" dedi.

KİŞİLERİN İFADELERİ TUTARLI DEĞİL

Karaoğlu, "Hakkımdaki suçlamalar arasında neden benim adımın dahil edildiğini anlamadığım bir diğer eylem de eylem 51. Bu eyleme bakıldığında, Beşiktaş’ta 80’lerden beri var olan bir yapıda yapılan birtakım imara aykırılıklarla ilgili yapı sahibi Ayşegül Kayabay ile Süleyman Atik isimli kişiler arasında geçen bir olay anlatılıyor. Bu, benim ilk kez iddianamede okuduğum, daha önceden hiçbir şekilde bilgim olmayan bir konu. Bu eylemle ilgili savunmamın sonundan başlayacağım. Şöyle ki; imar taleplerini Yakup Öner’e yönlendirmekle suçlanmışım. Ancak şüpheliler arasında Yakup Öner yok. Eylemin anlatımında da yok, ifadelerde de yok, eylem örgüsünde de yok. Fakat ben Yakup Öner’e yönlendirmekle suçlanıyorum. Bu durumda ben neye göre savunma yapmalıyım, inanın bilmiyorum. Süleyman Atik’in etkin pişmanlık ifadesinde diyor ki; 'Ayşegül isimli arkadaşı, ondan evi için tadilat izni alması hususunda yardımcı olmasını istemiş.' O da Boğaziçi İmar Müdürlüğü’ne gelip benimle görüşmüş. Ben talebi reddetmişim. Yani bana gelmiş, ben reddetmişim; öyle söylüyor. 'O da bunun üzerine Fatih Keleş’le görüşmüş. Fatih Keleş de 250 bin lira karşılığında izin vereceğini söylemiş. O da parayı alıp Fatih Keleş’e vermiş' Böyle söylüyor. Şimdi Ayşegül Kayabay’ın savcılıkta verdiği ifadesine bakıyoruz. O ne diyor? 'Süleyman’dan eviyle alakalı sorunlarda yardımcı olmasını istemiş. Süleyman da parça parça olmak üzere toplamda 500 bin lira almış. Vermezse işlem yapılırmış. Kendisinden 250 bin lira daha istemiş. O da vermeyince Boğaziçi İmar Müdürlüğü mülkü yıktı' dediği bu. Yine bu iki kişi arasında ne geçtiğini bilmediğim bir konuşma. Biri diyor ki '250 bin lira aldım', diğeri diyor '500 bin lira aldı, 250 bin lira daha istedi; onu da ben vermedim' Şimdi bu kişilerin ifadeleri de tutarlı değil. Bu iki kişi ne yaşadı, ben inanın bilmiyorum" dedi.

BİRİNCİ İFADE İDDİANAMEYE GİRERKEN İKİNCİ İFADE NEDEN GİRMİYOR

Karaoğlu, "Ayşegül Kayabay savcılık makamına çağırılıyor, ikinci ifadesi alınıyor. Şimdi okuyacağım bu ifade ise iddianamede hiç yer almıyor. İfadede; 'Bu evi ben 2014 yılında satın aldım. Satın aldıktan sonra evin dış giriş kısmına pimapen ile birkaç ekleme yaptım ve kapalı hale getirdim. Bu durumu komşum şikayet etti. Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nden evime geldiler ve yaptığım tadilatın usule aykırı olduğunu söyleyerek 3 bin 500 lira ceza kestiler; sonradan yaptığım pimapenleri sökmemi istediler. Bana verdikleri süre içerisinde pimapenleri sökmedim. Tekrar evime geldiler; pimapenleri sökmediğimi gördüklerinde bu kez 100 bin lira daha ceza kestiler. Sonra ben daha fazla ceza yememek için kendi imkânlarımla pimapenleri söktüm. Belediyenin şikâyeti üzerine mahkeme görüldü. Hatta Boğaziçi İmar Müdürlüğü tarafından kesilen ilk cezadan sonra görüşmek üzere Boğaziçi İmar Müdürlüğü’ne birkaç kez gittim. Buradaki görevlilerle görüşmek istedim ama kimse benimle muhatap olmadı. Hatta orada Boğaziçi İmar Müdürü’nün Elçin Karaoğlu olduğunu öğrendim; kendisini daha önce tanımıyordum. Kendisiyle görüşmedim. Ben kimseye rüşvet vermedim, para vermedim. Süleyman Atik’in beyanları asılsızdır. Boğaziçi İmar ile yaşadığım sorunlar 2023 yılındadır; ancak Atik, 2021 yılında benden rüşvet parası aldığını beyan etmiştir. Ben kendisinin olayları yanlış hatırladığını düşünüyorum çünkü ben kimseye para vermedim. Para vermiş olsam neden hakkımda şikâyetçi olsunlar? Ayrıca rüşvet vermiş olsam neden Boğaziçi İmar Müdürlüğü’ne 100 bin lira üzerinde ceza ödeyeyim? Makbuz ve dekontlarım da yanımda' diyor. Şimdi bakıyorsunuz; bu ifade savcılığa verdiği ifadedir. Öbür ifade de bu, neden ifade değil? Bu ifade neden iddianameye girmiyor? Eğer öbürü delilse, bu da delildir" dedi.

BİZ NE GÜÇLENDİRME RUHSATI VERDİK NE DE RUHSATA DAİR BİR TALEP GELDİ

Karaoğlu, "Savcılık tarafından ifade edildiği şekliyle eyleme konu iddia, Cüneyt Yakut’un ve Yakup Öner’in etkin pişmanlık ifadelerine dayanıyor. Bu eylemde de bu iki kişinin ifadesinden başka bir şey yok. İddianamede deniyor ki, 'İstanbul ili Üsküdar ilçesi Vaniköy Mahallesi’nde bulunan villanın güçlendirme ruhsatı için 700 bin dolar rüşvet aldıkları konusu olaya ilişkin deliller bir bütün halinde değerlendirildi.' Buradan açıkça neyi anlıyoruz? İddiaya göre 700 bin Dolar karşılığında güçlendirme ruhsatı verilmiş. Aslında buna tek cümlelik bir savunma yeterlidir. O da şudur: Biz buraya ne güçlendirme ruhsatı verdik ne de güçlendirme ruhsatına dair bir müracaat, bir talep var. Bu safhada baktığımızda dahi bunun afaki bir suçlama olduğu ortaya çıkıyor. Cüneyt Yakut ifadesinde diyor ki; 'Dimitri isimli şahıslar benimle iletişime geçerek satın alınan bu villada tadilat yapmak istediklerini, tadilat için basit onarım izni kapsamında Boğaziçi İmar’a başvurularının bulunduğunu, bu işlemleri için yardımcı olup olamayacağımı bana sordular. Ben de kendilerine konuyla ilgili birilerini bulup bulamayacağımı söyledim. 2023 yılının ağustos ayı gibi bunun için ilk önce Boğaziçi İmar Müdürü olan Elçin Karaoğlu’nun yanına gittim.' demiş. Şimdi 2023’ün ağustos ayında sözüm ona bana gelmiş. Ne için gelmiş? Basit onarım için gelmiş. Hani güçlendirme değildi de basit onarımdı diyelim, iddia makamı dememiş de. Peki kurum olarak biz basit onarım iznini ne zaman vermişiz? 6 Nisan 2023’te vermişiz. Yani bana gelmeden 4 ay önce. Müracaatı da 22 Mart’ta yapmış, 22 Mart’ta yapmış; 6 Nisan’da da vermişiz. Oysa ki ne diyor? 'Ağustos ayında basit onarım izni için yanıma geldiğini' söylüyor. Yani daha ne diyebilirim? Neyi nasıl savunabilirim? Güçlendirme deniyor, basit onarım izni çıkıyor. Böyle bir mantık olur mu? Hayatın akışına uygun bir şey mi? Basit onarım izni de benim tek başıma verdiğim, verebileceğim, verme kabiliyetim olan bir izin değil" dedi.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI'NA ŞİKAYET GİTMİŞ KİMSE GİDİP BAKALIM DEMEMİŞ

Karaoğlu, "Vaniköy’deki taşınmazdaki usulsüz tadilatlara 'menfaat karşılığında göz yumduğum' iddiası var. Bundan dolayı da tutuklandım. 30 Haziran 2024 yılında CİMER’e bir şikayet geliyor. CİMER şikayetinde diyor ki; 'Ağaçlar kesildi, bir iki tane bina ortaya çıktı.' Yani esasında şikayet konusu CİMER’e yansıyan ağaçların kesilmesi. Çünkü binalar zaten iskanlı binalar. Ağaçlar kesilince bina ortaya çıkmış. 'Ağaç kesilmesini sen bana niye anlatıyorsun?' diyebilirsiniz. Şunun için anlatıyorum; ağaçların kesilmesi söz konusu olunca Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın Tabiat Varlıklarını Koruma Komisyonu’nun tabi olduğu mevzuat yasa hükümlerince oraya gidip tespit yapıp işlem yapması gerekiyordu da o yüzden. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın önüne CİMER şikayeti gitmiş; bir kişi gitmemiş 'Burada ağaç kesiliyor, bir gidip bakalım' diye. Hadi inşaat yapılıyorsa at konuyu Boğaziçi İmar’a. Biz orayı yıktık. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na da bilgi verdik. Dedik ki, 'Burada yıktık, yıkmadığımız bir yer kalmadı.' Biz bu meselenin üzerine giderken, bu 30 milyon cezaları keserken, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurularında bulunurken, oraya gittiğimizde siyah takım elbiseli adamlar etrafımızı sarmışken, avukat ordusu etrafımızı sarmışken eşim, 'Ya Elçin, bunlar ne oldu? Belli olmayan insanlar, karanlık işleri mi vardır? Bizim çocuklarımız var.' dedi. 'Dikkat et.' dedi. Ben de 'Onlar milyarderse bizim de arkamızda devletimiz var.' dedim. Günün sonunda biz yargılanıyoruz burada. Görevimizi eksiksiz yapmamıza rağmen insanın zoruna gidiyor. Yaptığım tüm işlerin hukuka uygun olduğu, eksiksiz olduğu, orada süreç anlatılıyor; hepsinde herhangi bir ihmalin ve kusurun olmadığı kanaati değerlendirilerek 'Elçin Karaoğlu hakkında yapılacak bir işlem yok' denildi. Tutuklandığımda da vardı bu rapor. Adam diyor ki: 'Hani Vaniköy’de bir villa olayı var, buradan 10 milyon dolar rüşvet aldılar.' Yahu nasıl bir uydurmadır? Nasıl bir senaryodur? Vaniköy’le ilgili söyleyeceklerim bunlardan ibarettir. 'Güçlendirme ruhsatı karşılığında 700 bin lira' Ne bir müracaat var ne verilmiş bir ruhsat var. Konunun Bakanlık müfettişince yasa kapsamında değerlendirildiğini anlattım. Bir ihmalimizin, bir kusurumuzun, yapılacak bir incelemenin olmadığını anlattım" dedi.

DURUŞMA ERTELENDİ

Duruşma, sanık savunmalarının alınması ile yarın görülmeye devam edecek.