Küresel emtia piyasaları, ekonomi tarihine geçecek nitelikte devasa bir kırılmaya sahne oluyor. Son dönemde jeopolitik riskler ve merkez bankalarının hamleleriyle rekor üstüne rekor kıran altın fiyatları, rüzgarın tersine dönmesiyle birlikte çok sert bir çakılma yaşadı. Ons altın, mart ayında kaydettiği yüzde 11,32'lik tarihi düşüşle, 2008 küresel finans krizinden bu yana en keskin aylık gerilemesini gerçekleştirdi. Batı Asya'daki gerilimlerin ABD Merkez Bankası (Fed) beklentilerini şahinleştirmesiyle tetiklenen bu aşağı yönlü hareket, emtia piyasasında üç aydır devam eden kayıp serisinin ilk ve en büyük halkası oldu.
Batı Asya'daki Enerji Krizi Güvenli Limanı Vurdu
ABD ile İran arasında şubat ayının son günlerinde tırmanmaya başlayan diplomatik ve askeri gerilim, küresel piyasalardaki risk algısını tamamen baştan yazdı. Dünya enerji sevkiyatının en kritik noktası olan Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek olası bir tıkanma veya aksama endişesi, petrol ve doğal gaz fiyatlarını hızla yukarı taşıdı.
Enerji maliyetlerinde yaşanan bu ani ve güçlü yükseliş, küresel çapta enflasyonist baskıları yeniden canlandırdı. Normal şartlarda jeopolitik krizlerde "güvenli liman" olarak talep görmesi beklenen altın, bu kez yüksek enflasyonun tetiklediği faiz mekanizmasına kurban gitti ve yatırımcıların stratejilerinde radikal bir değişim dönemi başladı.
Fed Beklentileri Alabora Oldu: Faiz Artışı Masada Mı?
Batı Asya'daki çatışmalar patlak vermeden önce, küresel piyasaların tamamı Fed’in agresif bir faiz indirimi sürecine başlayacağına kesin gözüyle bakıyordu. Ancak enerji fiyatlarındaki sıçramanın enflasyon riskini yeniden hortlatması, Washington'ın para politikası tahminlerini altüst etti.
Piyasalarda faiz indirimlerinin çok uzun bir süre ötelenmesi gerektiği fikri tescillenirken, bazı radikal senaryolarda yıl sonuna kadar yeni bir faiz artışının bile zorunlu hale gelebileceği konuşulmaya başlandı. Faiz getirisi olmayan altının en büyük düşmanı olan yüksek faiz beklentisi, değerli metalin üzerindeki satış baskısını görülmemiş bir boyuta ulaştırdı.
Zirveden Dip Noktaya: Altında Üç Aylık Kayıp Serisi
Yılın hemen başında küresel ticaret savaşları, ABD-Avrupa hattındaki diplomatik gerginlikler ve teknoloji hisselerindeki değerleme balonuna dair kaygılar altına muazzam bir destek sunmuştu. Merkez bankalarının fiziki alımlarıyla beslenen ons altın, yıla 4 bin 313 dolar seviyesinden merhaba demişti. Ocak ayında adeta şov yaparak 5 bin 600 dolara kadar tırmanan ve tarihi zirvesini gören değerli metal, ocak ayını yüzde 12,4 primle 4 bin 849 dolardan kapattı. Yükseliş trendi şubatta da sürdü ve fiyatlar 5 bin 263 dolara ulaştı.
Ancak mart ayı ile birlikte sert bir dalga emtia piyasasını vurdu. Jeopolitik parametrelerin değişmesiyle satışlar o kadar hızlandı ki, ons altın bir ara 4 bin 099 dolara kadar sarktı ve ayı yüzde 11,32 kayıpla 4 bin 667 dolardan tamamladı. Kan kaybı sonraki aylarda da durmadı; nisan ayında yüzde 1, mayıs ayında ise yüzde 1,77 oranında değer kaybeden ons altın, mayıs ayı kapanışını 4 bin 540 dolar seviyesinden yaparak üst üste üçüncü ayı da kırmızıda kapattı.
Gümüş Cephesinde Sanayi Talebiyle Erken Toparlanma Sinyali
Altındaki bu sert türbülanstan etkilenen bir diğer stratejik metal ise gümüş oldu. Özellikle yenilenebilir enerji sektöründe, güneş paneli üretiminin en temel hammaddesi olması sebebiyle sanayi talebine aşırı duyarlı olan gümüş onsu, yıl içinde adeta bir roller-coaster grafiği çizdi.
Yıla 71 dolar seviyesinden başlayan gümüşün onsu, ocak ayında büyük bir spekülatif atakla 121,7 dolara fırlayarak kendi rekorunu kırdı. Şubatta bu seviyeleri korumaya çalışsa da mart ayındaki genel emtia satışından kaçamayarak 61 dolara kadar taban yaptı. Mart ayını yaklaşık yüzde 20 gibi devasa bir zararla kapatan gümüş, nisanı da kayıpla geçti. Ancak gümüş, altından pozitif ayrışarak mayıs ayında yüzde 2,1 oranında bir geri dönüş mimarisi çizdi ve 75,3 dolara yükselerek piyasaya umut ışığı yaktı.
Uzmanlar Uyarıyor: Hürmüz Boğazı'ndaki Tansiyon İzlenmeli
Küresel emtia analistleri, Hürmüz Boğazı’ndaki jeopolitik risklerin sıradan bir arz problemi olmadığını, doğrudan küresel enflasyonu besleyen bir damar olduğunu hatırlatıyor. Yüksek enerji maliyetleri sürdükçe tahvil faizlerinin ve ABD dolarının güçlü kalacağını, bunun da altını baskılamaya devam edeceğini öngörüyorlar.
Buna karşın madalyonun diğer yüzünde, Çin kaynaklı yoğun fiziki talep ve dünya merkez bankalarının rezerv çeşitlendirme hamleleri altının altındaki en büyük güvenlik ağı olmaya devam ediyor. Uzmanlara göre, bölgedeki diplomatik gerilimin yumuşaması ve enerji piyasalarının durulması halinde, altın kaybettiği irtifayı hızla geri kazanma potansiyeline sahip.