Demokrasi Platformu tarafından düzenlenen ve alanında uzman isimlerin katılımıyla gerçekleştirilen Bahar Konferansları serisinin ikincisi, İstanbul Fatih'te bulunan bir otelde geniş bir katılımla yapıldı. Adalet Hemen Şimdi temasıyla düzenlenen etkinlikte, hukuk ve siyaset dünyasının önemli isimleri bir araya gelerek Türkiye'nin adalet ve yargı sistemini tarihi bir perspektifle masaya yatırdı. Eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in açılış konuşmasını gerçekleştirdiği panelde, Altınbaş Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Profesör Doktor Sevtap Yokuş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın geçmiş dönem hukuk danışmanlarından Profesör Doktor İzzet Özgenç ve hukukçu yazar Figen Çalıkuşu gibi alanında yetkin isimler söz aldı. Etkinliğe damga vuran anlar ise 2007 ile 2015 yılları arasında Anayasa Mahkemesi Başkanlığı görevini yürüten Haşim Kılıç'ın, yakın siyasi tarihin en kritik olaylarına dair yaptığı perde arkası değerlendirmeleri oldu.
Yüzde Kırk Yedi Oy Alan Partiye Kupürlü Kapatma Davası
Siyasi parti kapatma davalarının Türkiye'nin demokratik gelişimindeki olumsuz etkilerine uzun bir parantez açan Haşim Kılıç, 2007 yılında AK Parti'nin kapatılması talebiyle Yüksek Mahkeme'nin önüne gelen davanın hukuki niteliğini sert bir dille eleştirdi. O dönemde hazırlanan iddianamenin ciddiyetten uzak bir yaklaşımla ele alındığını belirten eski Anayasa Mahkemesi Başkanı, dönemin Cumhuriyet Başsavcısı tarafından mahkemeye sunulan 487 adet delilin hukuki geçerliliğini sorguladı. Kılıç, bu delillerin dört yüz elliden fazlasını hiçbir hukuki temeli olmadığı için mahkeme heyeti olarak tek celsede dosyadan çıkardıklarını ve geriye sadece otuza yakın belgenin kaldığını anlattı. Ne kadar asılsız gazete kupürü varsa toplanıp yargının önüne getirildiğini ifade eden Kılıç, doğruluğu veya yanlışlığı bir kenara bırakıldığında, halkın yüzde kırk yedi gibi ezici bir çoğunluğunun oyunu almış bir siyasi iradenin salt gazete haberleriyle kapatılmak istenmesinin Türk hukuk tarihi açısından kabul edilemez bir durum olduğunu vurguladı.
Siyasi Parti Kapatma Süreçlerinde Yaşanan Çelişkiler
Konuşmasında yakın zamanda gündeme gelen parti kapatma tartışmalarına da değinen Haşim Kılıç, Anayasa Mahkemesi'nin gelenekselleşmiş hukuki refleksleri hakkında önemli bilgiler paylaştı. Seçim sathı mailine girildiği bir dönemde açılan kapatma davalarını adil bulmadıkları için genellikle ertelediklerini ve sürecin siyasi bir silaha dönüşmesini engellemeye çalıştıklarını belirten Kılıç, mahkemenin bu tutumu nedeniyle o dönemde çok ağır eleştirilere ve hakaretlere maruz kaldığını hatırlattı. Kılıç, geçmişte Anayasa Mahkemesi'ne ve üyelerine en ağır ithamlarda bulunan ve kapatma kararı çıkmadığı için kurumu hedef alan siyasi aktörlerin, bugün kapatılmasını istedikleri o siyasi yapılarla ülkenin geleceği adına çok daha farklı ve ılımlı ilişkiler kurduğunu gözlemlediklerini ifade etti. Bu değişimin aslında Yüksek Mahkeme'nin zamanında aldığı erteleme kararlarının ne kadar isabetli olduğunu bir kez daha ortaya koyduğunun altını çizdi.
Geçmişten Bugüne Yargının Tarafsızlık Sınavı
Türkiye Cumhuriyeti yargısının tarihsel süreç içerisindeki duruşunu da eleştirel bir süzgeçten geçiren eski başkan, yargının hiçbir dönemde tam anlamıyla bağımsız ve tarafsız bir yapıya kavuşamadığını savundu. İstiklal Mahkemelerinden başlayarak darbe dönemlerinin yargılamalarına kadar uzanan süreçte yargı organlarının her zaman bir odak noktası olduğunu ve krizlerin çözümünden ziyade krizlerin bizzat büyümesinde rol oynadığını dile getirdi. Milli Selamet Partisi, Refah Partisi ve Fazilet Partisi çizgisinde yaşanan kapatma süreçlerinin siyaset mühendisliği örnekleri olduğunu belirten Kılıç, tüm bu baskı ortamının sonucunda bugünkü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın siyaset sahnesine güçlü bir şekilde çıktığını anımsattı. Erdoğan'ın sadece okuduğu bir şiir yüzünden hapis cezasına çarptırılmasının ve siyasi hayatının bitirilmek istenmesinin, hukuk sisteminin siyasete müdahalesinin en somut örneklerinden biri olduğunu kaydetti.
Başörtüsü Krizinden Cumhurbaşkanlığı Sistemine Uzanan Süreç
Türkiye'nin yönetim modeli değişikliğine giden yolun taşlarının aslında geçmişte yapılan büyük hukuki hatalarla döşendiğini iddia eden Haşim Kılıç, 2007 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimleri krizini detaylandırdı. Abdullah Gül'ün adaylığına eşinin başörtülü olması nedeniyle gösterilen anlamsız direncin ve meclis oylamasının iptal edilmesi sürecinin toplumsal hafızada derin yaralar açtığını belirtti. Kendisinin bu iptal kararına çok sert bir muhalefet şerhi düştüğünü hatırlatan Kılıç, yaşanan krizin ardından AK Parti'nin erken seçime giderek daha güçlü bir şekilde meclise döndüğünü ve cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesi sisteminin kapısının böylece aralandığını anlattı. 2014 yılında halkın oylarıyla göreve gelen Cumhurbaşkanının doğal olarak siyasi bir figür gibi hareket etmesinin ardından fiili bir durum oluştuğunu, bu fiili durumun da Milliyetçi Hareket Partisi'nin çağrısıyla anayasal bir zemine oturtularak Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçildiğini özetledi. Kılıç, günümüz siyasi tablosunun temelinde, geçmişte temel hak ve inanç özgürlükleri konusunda Anayasa Mahkemesi ve dönemin aktörleri tarafından yapılan fahiş hataların yattığını belirterek değerlendirmesini sonlandırdı.