GÜNDEM

Esenyurt'ta Temeli 2011'de Atılan Dev Projede İpotek Şoku

İstanbul Esenyurt'ta on beş yıl önce büyük umutlarla temeli atılan ancak binlerce aileyi evsiz bırakan dev konut projesi, banka ipoteği skandalıyla yeni bir boyut kazandı.

Abone Ol

İstanbul'un hızla gelişen ilçesi Esenyurt'ta, vatandaşların bir ömür boyu biriktirdikleri tasarruflarıyla girdikleri devasa konut projesi tam anlamıyla yılan hikayesine döndü. İki bin on yılında büyük reklam kampanyalarıyla satışa sunulan ve bir yıl sonra Koza Mahallesi'nde temelleri atılan beş bin dairelik projede sular durulmuyor. Toplamda yedi bloktan oluşan Koza Park projesinin aradan geçen on beş yıla rağmen sadece üç bloku tamamlanabilirken, geriye kalan dört blok adeta bir hayalet inşaat olarak kaderine terk edildi. Ev sahibi olma hayaliyle varını yoğunu bu projeye yatıran binlerce vatandaş, inşaat firmasının iflasını açıklamasıyla hayatlarının en büyük şokunu yaşarken, asıl yıkıcı haber sonradan gün yüzüne çıktı. Parası peşin ya da taksitlerle aydan aya ödenmiş binlerce dairenin, vatandaşın ruhu bile duymadan iflas eden şirket tarafından bankalara kredi karşılığında ipotek ettirildiği anlaşıldı.

Adaletin Gözünden Kaçmadı: Başsavcılık Örgüt Varlığını İşaret Etti

Yıllardır bitmek bilmeyen mağduriyet sarmalında kıvranan hak sahiplerinin toplu şikayetleri nihayet yargıda çok güçlü bir yankı buldu. Olayın sadece bir ticari başarısızlık ya da iflas süreci olmadığını değerlendiren Büyükçekmece Başsavcılığı, mağdurların feryadına kulak vererek dosyayı çok daha kapsamlı bir boyuta taşıdı. Konuyu örgütlü suçlar kapsamında incelemeye alan Başsavcı Mehmet Aydın'ın, dosyada açıkça bir suç örgütü faaliyetinin bulunduğunu belirterek soruşturmayı Bakırköy'e sevk etmesi, on yılı aşkın süredir adalet arayan vatandaşlar için tarihi bir dönüm noktası oldu. Mağdur avukatlarından Mehmet Demircioğlu süreci değerlendirirken, on üç yıldır devam eden bu zorlu hukuki mücadelede ilk kez bu kadar net bir mesafe kat edildiğini vurguladı. Adalet Bakanlığının konuyu en başından beri hassasiyetle takip ettiğini belirten avukat, bugüne kadar perde arkasında kalan örgütlü faaliyetlerin artık bağımsız yargı önünde tüm çıplaklığıyla hesap vereceğinin altını çizdi.

Şirket, İflas Masası Ve Bankalar Üçgeninde Akılalmaz Tezgâh

Mesele sadece inşaatın zamanında bitirilememesi değil, aynı zamanda son derece planlı bir sömürü sisteminin işletilmesiydi. Avukat Demircioğlu'nun tespitlerine göre, iflas eden şirket on yılı aşkın süredir perde arkasında yönetimi elinde tutarak mağduriyeti sürekli hale getiren bir zulüm düzeni kurmuştu. İşin en çarpıcı boyutu ise bazı özel bankalar, iflas masası ve şirketin yurt dışında kurduğu yeni paravan şirketler arasındaki şüpheli devir işlemleri oldu. İddialara göre özel bankalar, iflas eden firmayla el altından anlaşıp uydurma ihaleler düzenleyerek daha önce vatandaşın dişiyle tırnağıyla ödediği ancak ipotek edilen bu evleri kendi bünyelerine kattılar. Ardından bu bankalar, iflas eden firmanın yurt dışında açtığı yepyeni bir şirkete aynı evleri satma yetkisiyle devretti. Satıştan elde edilecek gelirin yarısının bankaya, diğer yarısının ise elden şirkete verileceği şeklinde kurulan bu karanlık sistem, mağdur avukatı tarafından iflas masası ile kurulan kirli bir ahde vefa anlaşması olarak nitelendiriliyor. Sözleşmelerin noter huzurunda yapılmaması ve tapuya şerh düşülmemesi gibi kritik yasal boşlukları fırsat bilen bu yapının, ödemesini kuruşu kuruşuna yapan insanları nasıl ustaca evsiz bıraktığı da yargı dosyalarına girmiş durumda.

Tapu Çekmecede Duruyor Ama Ortada Girecek Bir Ev Yok

Konut zedelerin yaşadığı travma sadece devasa mali kayıplarla sınırlı kalmadı, aynı zamanda yıllar süren ağır bir psikolojik yıpratmaya dönüştü. İki bin on dört yılında projenin görkemli maketlerine inanarak daire alan ve evin iç dekorasyonu için ekstra ödemeler dahi yapan Nadire Kayıkçı, iki bin on yedi yılında kendisine teslim edileceği söylenen evi için hala umutsuz bir bekleyiş içinde. Kendisine adeta bir sus payı olarak yıllar sonra bir tapu verildiğini ancak ortada teslim alınacak, kapısı açılacak fiziki bir daire olmadığını belirten Kayıkçı, mevcut durumu ruhsatı olup arabası olmayan birine benzetiyor. Tapunun evdeki çekmecede durduğunu fakat içine girip yaşayabilecekleri bir yuvalarının olmadığını söyleyen mağdur vatandaş, haklarını her aramak istediklerinde ellerindeki kağıt parçasının iptal edilmesiyle tehdit edildiklerini acı bir şekilde dile getiriyor.

İç Dekorasyon Bahanesiyle İkinci Kez Vurdular

Benzer bir dramı on dört yıl önce iki farklı bloktan daire satın alarak yaşayan Arzu Uygar'ın anlattıkları ise, dönen çarkın vatandaşın iyi niyetini nasıl sömürdüğünü bir kez daha gözler önüne seriyor. Dört yıl içinde dairelerin anahtar teslim yapılacağı vaadiyle tüm ödemelerini eksiksiz tamamlayan Uygar, inşaat bitmeye yakınken firmadan gelen iç dekorasyon parası talebini de geri çevirmeyip istenen ek meblağı derhal yatırdığını ifade ediyor. Her ödemeden sonra sektörde olağan denilen altı aylık gecikme yalanlarıyla oyalanan kitle, projede inşaatın tamamen durması ve ardından gelen iflas haberiyle dolandırıldıklarını acı bir şekilde anladılar. Yıllar süren yorucu hukuk mücadelesi sonucunda tapu davasını kazanmasına rağmen bugün hala dairesine adım atamayan Uygar'ın hikayesi, beş bin dairelik bu devasa hayalet projenin ardında yatan binlerce kırık hayalden sadece biri olarak adalet bekliyor.