Türkiye'nin akademik başarı düzeyi en yüksek ve en köklü eğitim çınarlarından biri olan İstanbul Erkek Lisesi, geleneksel mezuniyet töreninde eşine az rastlanır bir protestoya sahne oldu. Yılların emeğiyle diplomalarını almaya hak kazanan öğrenciler, okul müdürü Hikmet Konar'ın kürsüye çıkarak konuşmasına başladığı esnada topluca sırtlarını dönerek ve hep bir ağızdan okul marşını söyleyerek idareyi protesto etti. Öğrencilerin bu sembolik eylemi karşısında törenin idareciler tarafından tek taraflı olarak aniden sonlandırılması ve alandaki ses sistemlerinin sökülmesi krizin boyutunu daha da büyüttü. Yaşanan bu gerginliğin hemen ardından törene protokol olarak katılım sağlayan İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Doçent Doktor Murat Mücahit Yentür ile öğrencilerine destek veren veliler arasında ciddi tartışmalar yaşandı. Velilerin yükselen tepkileri ve yuhalamaları eşliğinde alanı terk etmek zorunda kalan yetkililerin tavrı, eğitim camiasında ve kamuoyunda geniş çaplı bir tartışmanın fitilini ateşledi.
Tepeden İnme Kararlar Ve Artan Huzursuzluk
Törende yaşanan arbedenin ve yankı uyandıran protestonun ardından Eğitim İş Sendikası cephesinden konunun derinliklerine inen kapsamlı bir değerlendirme geldi. Eğitim İş İstanbul Bir Numaralı Şube Başkanı Gül İnce, tarihi lisede yaşanan krizin anlık bir tepkiden ziyade uzun süredir biriken idari yanlışların bir sonucu olduğunu vurguladı. Dönem başında okul pansiyonunun ana kampüsten oldukça uzak bir noktaya taşınmasının öğrencileri her gün uzun mesafeler katetmek zorunda bıraktığını belirten İnce, bu durumun eğitim sürecine vurduğu darbeye dikkat çekti. Özellikle böylesine köklü ve yüksek puanlı bir devlet okulunda, içinde bulunulan eğitim öğretim yılı itibarıyla kontenjanın bir sınıf oranında azaltılmasını sorgulayan sendika başkanı, başarı potansiyeli yüksek öğrencilerin sayısının hangi gerekçelerle daraltıldığının kamuoyuna açıklanması gerektiğini ifade etti. Alınan bu tartışmalı kararların, okulda giderek artan baskı iklimiyle birleşerek öğrencilerin kendilerini sürekli bir huzursuzluk ortamında hissetmelerine neden olduğu iddia edildi.
On Yıllık Tekerrür Ve Tahammül Sınırları
Kamuoyuna yansıyan görüntüler üzerinden protestonun niteliğini değerlendiren İnce, öğrencilerin herhangi bir taşkınlığa, şiddete veya kamu düzenini sarsacak bir eyleme girişmediklerini, sadece anayasal çerçevede barışçıl ve sembolik bir düşünce ifade yöntemi seçtiklerini hatırlattı. Demokratik toplumlarda bu tür ifade biçimlerinin olgunlukla ve hoşgörüyle karşılanması gerektiğinin altını çizen şube başkanı, idarenin töreni emir kipleri içeren cümlelerle apar topar sonlandırmasını bir tahammülsüzlük örneği olarak nitelendirdi. Aynı zamanda İl Milli Eğitim Müdürü'nün velilere yönelik parmak sallayarak yüksek sesle uyarıda bulunmasının eğitim yöneticisine yakışmayan düşündürücü bir tavır olduğu belirtildi. Dikkat çeken bir diğer ayrıntı ise, mevcut okul müdürü Hikmet Konar'ın kuruma ilk atandığı iki bin on altı yılındaki mezuniyet töreninde de tamamen aynı protesto şekliyle karşılaştığının hatırlatılması oldu. İnce, aradan geçen on yıla rağmen yönetim anlayışında bir ilerleme kaydedilememiş olmasının, yıl boyunca okulda yaşanan sorunların açık bir özeti olduğunu dile getirdi.
Eğitimde Katılımcı Yönetim Ve Güven Çağrısı
Eğitim kurumlarının yalnızca idarecilerin inisiyatifiyle ve tepeden inme direktiflerle yönetilemeyeceğinin bir kez daha kanıtlandığını belirten Gül İnce, başarılı bir eğitim sisteminin ancak tüm paydaşların ortak aklıyla inşa edilebileceğini savundu. Öğrencilerin düşüncelerini kulak ardı eden, öğretmenlerin pedagojik görüşlerini dikkate almayan ve velileri sürecin tamamen dışında bırakan yönetim anlayışlarının, okullardaki mevcut sorunları çözmek yerine daha da derinleştirdiğine dikkat çekildi. İstanbul Erkek Lisesinde patlak veren bu krizin, şeffaflık ve liyakat temelli iletişimin ne derece hayati olduğunu acı bir tecrübeyle gösterdiği ifade edildi. Geleceğin teminatı olan çocukların sesine kulak vermenin, idarecilerin ve velilerin ortak endişelerini ciddiye almanın bir zorunluluk olduğunu belirten yetkililer, Türk eğitim sisteminin baskı ve dayatmalara değil; karşılıklı güven, diyalog ve katılımcı yönetim anlayışına ihtiyaç duyduğunu bir kez daha kamuoyuna deklare etti.