Sosyal medya kısıtlaması için belirlenen 15 yaş altı sınırının teorik olarak doğru bir nokta olduğunu söyleyen Doç. Dr. Ayhan Erbay, dijital medyada yaş faktörünün önemini şöyle tanımladı:
“Sosyal medya, bu yaş grubu için yalnızca bir iletişim aracı değil; duygusal yüklenme, aşağılanma, dışlanma ve manipülasyon riski taşıyan bir alan hâline gelmeye uygun bir alan. Bu açıdan bakıldığında telaffuz edilen yaş sınırı, teorik olarak doğru bir gelişimsel noktayı hedeflemektedir. Çünkü gelişimsel psikoloji bize net bir şey söylüyor; 10-14 yaş aralığı, çocukların dijital dünyaya en hızlı adapte olduğu; ancak riskleri ayırt etme, sonuçları öngörme ve duygusal düzenleme becerilerinin henüz yeterince gelişmediği bir dönemdir. Bu yaş grubundaki çocuklar: akran onayına aşırı duyarlıdır, sosyal medyada gördüklerini kolayca model alır, dijital zorbalıkla karşılaştıklarında yardım istemekte zorlanır. Şiddet içeren içerikleri 'normal' ya da 'herkesin yaptığı şeyler' olarak algılayabilir."
Yasakların tek başına bir koruma mekanizması olmadığını belirten Doç. Dr. Erbay, doğru desteklerle birlikte uygulanması durumunda düzenlemelerin amacına uygun hâle geleceğini belirtti. Doç. Dr. Erbay, bu yöndeki düzenlemelerin hangi koşullarda koruyucu bir etki yaratacağını ise şöyle tarif etti:
“Masada önerilen çözüm radikal görünebilir. Bu noktada olur mu olmaz mı sorusu tartışılıyor. Ancak adli psikoloji alanında çalışan bir akademisyen olarak bu tür düzenlemelere şu soruyla bakmayı daha anlamlı buluyorum: Bu adım hangi koşullarda gerçekten koruyucu olur? Taslağın etkili olabilmesi için somut, eş zamanlı ve uygulanabilir mekanizmalar gerekiyor. Kriminolojide 'Rutin Aktiviteler Teorisi' der ki: Suçu önlemek için hedefi (çocuk), koruyucunun olmadığı ortamdan uzaklaştırırsınız. Mantık doğru. Ancak dijital dünyada kapıya kilit vurmak, arka pencerenin açık kalmayacağı anlamına gelmez. Etkili bir mekanizma olmadığı takdirde; çocuklar yaşlarını gizleyerek hesap açar, denetimsiz ve daha riskli platformlara yönelir ve dijital riskten kaçarken başka risk alanlarına sürüklenebilir."
SOSYAL MEDYADA YAŞ İÇİN BEYAN DEVRİ KAPANMALI
Doç. Dr. Ayhan Erbay, 15 yaş altı için sosyal medya kullanımını düzenleyen sınırlamalarda dikkat edilmesi gereken noktaları ise şöyle sıraladı:
“Bugün 12 yaşındaki bir çocuk, doğum yılını değiştirerek dünyanın en tehlikeli dijital mahallelerine girebiliyor. Yaş sınırının yalnızca 'beyan' üzerinden işlemesi bu düzenlemeyi işlevsiz kılar. Bu noktada yaş için beyan devri kapanmalı ve gerçekçi yaş doğrulamasının yolu açılmalı. Burada, sosyal medya platformları için Türkiye'de Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü (NVİ) veya e-Devlet altyapısıyla API entegrasyonunun zorunlu hâle gelmesi bir çözüm olabilir. Kullanıcı hesap açarken sistem, arka planda bu kişinin gerçekten var olup olmadığını ve yaşını doğrulamalı. Teyitsiz açılan her hesap, platform için ciddi idari yaptırımlara yol açmalı. Özetle ilke 'teyit yoksa, erişim de yok.' şeklinde son derece net olmalı."
YALNIZCA POPÜLER UYGULAMALARI KISITLAMANIN RİSKİ VAR
Kısıtlamanın yalnızca popüler uygulamaları kapsamasının farklı riskleri tetikleyeceğine dikkati çeken Doç. Dr. Erbay, siber devriyelerin karanlık alanlara girmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi:
"Kriminolojide 'suçun yer değiştirmesi' diye bir gerçek vardır. Bu olay özelinde şöyle düşünün. Sık ziyaret edilen sosyal medya kanalları ana caddeler olsun. Siz yoğun kullanılan ana caddeleri kapatırsanız, suç ara sokaklara kayar. Bugün bu ara sokaklar da Discord sunucuları, oyun içi sohbetler, kapalı mesajlaşma gruplarıdır. Emniyetin siber suçlarla mücadele birimleri yalnızca açık platformlarda değil; kapalı gruplarda, oyun sunucularında ve şifreli iletişim ağlarında aktif sanal devriye yürütmelidir. Yasak yalnızca popüler uygulamaları kapsarsa, çocuklar denetimin sıfır olduğu çok daha karanlık alanlara itilmiş olur."
EBEVEYN İZLEYİCİ DEĞİL, SORUMLU OLMALI
Sosyal medya kullanımında 15 yaş altı bireylerin ailelerine de önemli roller düştüğünü belirten Doç. Dr. Erbay, ebeveynlerin süreçteki rolünün yeniden tarif edilmesi gerektiğine dikkati çekerek şöyle konuştu:
“Bir ebeveyn kendi kimliğiyle hesap açıp telefonu çocuğun eline verdiğinde ne olacak? Bugün bunun gerçek bir karşılığı yok. Bu noktada mevzuatta 'dijital ihmal' kavramı tanımlanmalı. Eğer ebeveyn, yasağı bilerek delerse ve bu erişim sonucunda çocuk suça karışır ya da mağdur olursa, ebeveyn de gözetim yükümlülüğünü ihlal kapsamında sorumluluk taşımalıdır. Bu, cezalandırıcı bir refleks değil; koruyucu sorumluluk bilinci oluşturma meselesidir."
SOSYAL MEDYANIN BOŞLUĞUNU DOLDURACAK FORMÜLLER ÖNEMLİ
Sınırlama ile çocukların yaşaması olası boşluk duygusunun da yönetilmesi gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Erbay, bu konuda önerilerini şöyle sıraladı:
"Çocuğun elinden günde saatlerce vakit geçirdiği bir alanı çekip aldığınızda büyük bir boşluk oluşur. Bu boşluğu biz doldurmazsak, sokak, çete veya başka risk alanları doldurur. Dolayısıyla bu kısıtlama ile eş zamanlı olarak belediyeler, okullar, Gençlik ve Spor Bakanlığı iş birliğiyle ücretsiz spor, sanat, teknoloji ve kulüp faaliyetleri yaygınlaştırılmalıdır. Çocuğa 'Sanalda olma' diyorsak, aynı anda 'Buraya gel' demek zorundayız."
SINIRLAMA SİBER ZABITA REFLEKSİNE DÖNÜŞMEMELİ
Sosyal medya kullanımında 15 yaş altına yönelik düzenlemelerin, doğru kurgulanırsa yasak değil; çocukları dijital şiddetten korumaya yönelik önlem paketi haline gelebileceğini belirten Doç. Dr. Ayhan Erbay, “Dijital şiddet, toplumsal şiddetten bağımsız değildir. Aile içi gerilim, okul iklimi, ekonomik stres ve toplumsal öfke aynı hızla devam ediyorsa, dijital sınırlar tek başına mucize yaratmaz. Sonuç olarak şunu söylemek mümkün: Teknolojiyle savaşılmaz, teknoloji yönetilir. 15 yaş sınırı doğru bir