Tokyo Bilim Enstitüsü'nden ünlü periodontolog Takanori Iwata'nın liderlik ettiği klinik araştırmada, diş eti rahatsızlığı bulunan 116 yetişkin katılımcı mercek altına alındı. Deney kapsamında katılımcılar iki farklı gruba ayrıldı:
-
6 hafta boyunca günde iki kez faydalı bakterilerle zenginleştirilmiş gummy tüketti.
-
İçeriğinde bakteri bulunmayan, normal jel atıştırmalıklar kullandı.
Çarpıcı Sonuçlar:
Araştırma sonunda, bakterili gummy kullanan kişilerin diş eti kanama oranını gösteren BOP (Bleeding on Probing) seviyesi %17,6'dan %12,3'e geriledi. Plasebo grubunda ise bu değişim neredeyse durağan kaldı (%18,9'dan %16,6'ya). En dikkat çekici detay ise, katılımcılara ek bir diş fırçalama veya ağız hijyeni talimatı verilmemesine rağmen bu başarının yakalanması oldu.
Neden Canlı Bakteri Değil De Postbiyotik
Çalışmada geleneksel probiyotikler (canlı bakteriler) yerine postbiyotik yani ısıtılarak etkisiz hale getirilmiş "ölü" bakterilerin tercih edilmesi tıp dünyasında yeni bir yaklaşım olarak görülüyor. Araştırmada özellikle Lactiplantibacillus pentosus türü bakteriler kullanıldı.
Postbiyotik tercih edilmesinin arkasındaki temel nedenler ise şunlar:
-
Canlı bakterilere kıyasla çok daha dayanıklı ve uzun ömürlü olması.
-
Ürünün raflarda bozulmadan kalabilmesi ve lojistik kolaylığı.
-
Ağızdaki zararlı bakterileri tamamen yok etmek yerine, ağız florasında sağlıklı bir ekosistem ve bağışıklık dengesi kurması.
2050 Yılındaki Büyük Tehlikeye Karşı Pratik Çözüm
Dünya genelinde yapılan projeksiyonlar, 2050 yılına kadar yaklaşık 1,5 milyar insanın ciddi diş eti hastalıkları (periodontit) riskiyle karşı karşıya kalacağını gösteriyor. Geleneksel yöntemlerin (diş ipi, fırçalama) yanı sıra hastaların tedaviye uyumunu kolaylaştıracak bu lezzetli ve pratik gummy yöntemi, ağız sağlığında bir devrim niteliği taşıyor.
Tokyo Bilim Enstitüsü uzmanları, bu postbiyotik atıştırmalıkların uzun vadeli etkilerini ve kanamayı durduran tam biyolojik mekanizmayı çözmek için araştırmalarını derinleştirerek sürdürüyor.