GÜNDEM

Davutoğlu'ndan İsviçre'deki Kritik Zirve Sonrası Uyarı

Gelecek Partisi Lideri Ahmet Davutoğlu, İsviçre'de başlayan İran-ABD müzakerelerinde Türkiye'nin masada yer almamasını sert bir dille eleştirerek, Ankara'yı yaklaşan NATO zirvesi öncesinde gecikmeden diplomatik tedbirler almaya ve bölgedeki yeni dengelerin dışında kalmamaya çağırdı.

Abone Ol

Dünya diplomasisinin gözü kulağı İsviçre’den gelen haberlere çevrilmişken, bölgenin en kritik aktörleri arasında yer alan Washington ve Tahran yönetimleri arasında yeni bir müzakere süreci resmen başladı. Bölgesel istikrarı ve küresel dengeleri derinden etkilemesi beklenen bu stratejik hamle, uluslararası kamuoyunda geniş bir yankı uyandırdı. Küresel siyasetin yeniden dizayn edildiği bu kritik günlerde, ortaya çıkan yeni diplomatik tablo Türk siyasetinin de önemli gündem maddelerinden biri haline geldi. Sürecin ilerleyişi ve masadaki aktörlerin dağılımı, bölgesel liderlik vizyonu açısından ciddi tartışmaları beraberinde getiriyor.

Masadaki Bayraklar Ve Değişen Arabuluculuk Rolleri

İsviçre’deki müzakere masasında dikkat çeken en önemli detay, görüşmelere doğrudan arabuluculuk eden ülkelerin kimliği oldu. Pakistan ve Katar’ın aktif diplomatik çabaları sonucunda kurulan bu masada, dört ülkenin bayrağı yan yana dalgalanıyor. Bölgedeki barış çabaları adına bu iki ülkenin üstlendiği rol takdir toplarken, geçmişte bu tür hayati müzakerelere ev sahipliği yapan Ankara'nın bu fotoğraf karesinde yer almaması ise derin bir vizyon eksikliği olarak yorumlanıyor. İran’ın tek NATO komşusu ve bölgenin en köklü devlet geleneğine sahip aktörü olan bir ülkenin, böylesine tarihi bir eşikte sürecin tamamen dışında bırakılması, sıradan gerekçelerle açıklanamayacak kadar büyük bir diplomatik boşluğa işaret ediyor.

Geçmişin Güçlü Diplomasisinden Çekingen Tavırlara

Yakın geçmişe bakıldığında, 2010 yılındaki tarihi Tahran Anlaşması başta olmak üzere, 2006 yılından nükleer anlaşmanın imzalandığı 2016 yılına kadar geçen on yıllık süreçte küresel diplomasi trafiğinin kalbi adeta Türkiye’de atıyordu. İran ile Batı dünyası arasındaki tüm kritik temaslar ya İstanbul’un ev sahipliğinde gerçekleşiyor ya da doğrudan Türk diplomatlarının arabuluculuk mekikleriyle neticeleniyordu. Bugün gelinen noktada ise çatışmaların ve savaşların dışında kalma stratejisinin arkasına sığınılarak pasif bir duruş sergilenmesi, küresel ölçekte zemin kaybedildiğinin en net göstergesi olarak kabul ediliyor. Nitekim benzer şekilde savaşın dışında kalan Pakistan, bugün dünyanın yükselen diplomatik güçlerinden biri olarak masadaki yerini almayı başarıyor. Dış politikada Trump yönetimini memnun etme gayretiyle takınılan çekingen üslup ve dil, ülkeyi hak ettiği masadan mahrum bırakıyor.

Yapay Yalnız Kalma Riski Ve NATO Zirvesi Öncesi Acil Çağrı

Küresel siyasetteki yalnızlaşma tablosu sadece İsviçre'deki müzakerelerle de sınırlı kalmıyor. Geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen ve dünya ekonomisi ile siyasetine yön veren G7 liderler zirvesine bölgeden Mısır ve Katar gibi ülkeler davet edilirken, Güney Kore’den Kenya’ya kadar geniş bir yelpazede katılımcı ağırlandı. Ancak çok yakın bir gelecekte NATO zirvesine ev sahipliği yapacak olan Ankara'nın bu küresel kulübün de dışında tutulması, dış politikadaki alarm zillerini daha da yüksek sesle çaldırıyor. Trump’ın İran ile yeni ortaklıklar kurarak bölgeyi kendi çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendireceğini açıkça ilan ettiği bir dönemde, masada Türkiye’yi istememesi çok ciddi bir stratejik tehdit barındırıyor. Ankara'nın, yaklaşan NATO zirvesi öncesinde bu kaygı verici ve kritik tabloyu ciddiyetle masaya yatırması, diplomatik ağırlığını yeniden hissettirecek somut ve kararlı adımları vakit kaybetmeksizin atması gerekiyor.