Millî Saraylar Başkanlığı, tarihsel değerleri koruma misyonunu çevresel sürdürülebilirlik ilkeleriyle birleştiriyor. Beykoz Cam ve Billur Müzesi bahçelerinde başlatılan Kompost Üretim Merkezi projesi, atık yönetiminde "döngüsel ekonomi" modelinin başarılı bir örneğini sergiliyor. Proje kapsamında saray, kasır ve köşk bahçelerinden toplanan kuru dallar, çim parçaları ve yabani otlar, kimyasal gübre yerine kullanılmak üzere doğal besin kaynağına dönüştürülüyor.
Yılda En Az 3 Ton Doğal Gübre Üretiyoruz
Projenin teknik detaylarını aktaran Saray Bahçeleri Şube Müdürü Dr. Emine Atalay Seçen, sistemin verimliliğine dikkat çekerek, “Sadece Beykoz Cam ve Billur Müzesi'nde yılda en az 3 ton kompost üretimi gerçekleştiriyoruz. Bu üretimle hem mevsimlik çiçeklerimizin dikiminde hem de ağaç ve çim alanlarımızın sağlığında büyük bir iyileşme gözlemliyoruz” dedi. Seçen, kompostun sadece katı gübre olarak değil, bitki sağlığını destekleyen "öz suyu" formuyla da yaprak ve kök uygulamalarında kullanıldığını belirtti.
Yağmur Suyu İle Desteklenen Ekolojik Döngü
Tüm süreçte kaynak tasarrufuna büyük önem verildiğini vurgulayan Seçen, kompost üretimi için ihtiyaç duyulan suyun sahada toplanan yağmur sularından karşılandığını kaydetti. Sıcak, soğuk ve solucan kompostu gibi farklı tekniklerin uygulandığı merkez, bitki besleyiciliğinin yanı sıra topraktaki mikroorganizma çeşitliliğini de artırıyor. Projenin başarısı, geçtiğimiz dönemlerde gerçekleştirilen sebze üretimi denemeleriyle de kanıtlandı; küçük bir alanda elde edilen 1 tonu aşkın yüksek besin değerli domates ve sebze hasadı, toprak kalitesindeki artışı gözler önüne serdi.
Osmanlı'daki Gibi Doğayla Uyumlu Yöntemler
Projenin 19. yüzyıl bahçecilik anlayışını yansıttığını ifade eden Seçen, hedeflerinin "doğadan aldığımızı tekrar doğaya vermek" olduğunu belirtti. Modern kimyasal gübrelerin kullanımından önce uygulanan bu geleneksel ve sağlıklı yöntemi yaygınlaştırdıklarını belirten Seçen, şu ifadeleri kullandı:
"Bugünden sonra tamamen tarihi yöntemleri kullanarak, daha az su isteyen bitkilerle uyumlu bir ekosistem kurmayı hedefliyoruz. Bu proje ile hem tarihi eserlerimizi hem de doğal varlıklarımızı korumaya yönelik büyük bir adım attık. Edirne Sarayı'ndan Topkapı'ya kadar tüm sahalarımızda bu sistemi yaygınlaştırıyoruz."