ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, Başkan Donald Trump’ın Orta Doğu politikasına ve İsrail’in varlığına ilişkin yaptığı açıklamayı doğrudan hedef alan çarpıcı ifadeler kullandı. İşgal altındaki Batı Şeria’da düzenlenen bir konferansta konuşan Huckabee, Başkan Trump’ın "Biz olmasak İsrail olmazdı" söylemine karşı çıkarak, tarihsel ve ideolojik bir meydan okumada bulundu.
Varlığımızı Bu Topraklara Borçluyuz
Huckabee, görevinin sadece bir diplomatik temsilcilikten ibaret olmadığını belirterek, ABD halkına İsrail’in Amerikan ulusal kimliği için taşıdığı "vazgeçilmez" önemi anlatmayı bir misyon edindiğini söyledi. Trump’ın "İsrail'in varlığını bana borçlu olduğu" yönündeki iddiasını reddeden Büyükelçi, şu sözlerle dikkatleri üzerine çekti:
"İsrail olmasaydı, Amerika da olmazdı. Bizim varlığımız, bu topraklarda yaşananlara, bu toprakların köklerine ve mirasına borçludur. İsrail ve ABD, koparılamaz ortak bir değerler mirasını paylaşıyor."
Trump Ne Demişti
Başkan Donald Trump, geçtiğimiz günlerde Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından yaptığı değerlendirmelerde, İsrail’e yönelik politikalarını bir "kurtarıcılık" misyonu olarak nitelemişti. Trump, "Biz olmasak, ABD olmasa İsrail olmazdı. Ben olmasam İsrail olmazdı, çünkü hiçbir başkan benim yaptıklarımı yapmaya istekli değildi," diyerek, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile olan ilişkilerine ve Lübnan meselesindeki beklentilerine değinmişti.
Diplomasi Kulislerinde "İsrail" Çatlağı
Büyükelçi Huckabee’nin bu çıkışı, Beyaz Saray ile Tel Aviv hattında görev yapan diplomatik temsilcilerin, İsrail’in bölgesel varlığına dair farklı bir perspektife sahip olduğunu gözler önüne serdi. Trump’ın "bireysel inisiyatif" ve "güce dayalı destek" vurgusuna karşı, Huckabee’nin "varoluşsal ve tarihsel zorunluluk" vurgusu yapması, diplomasi çevrelerinde "ABD içinde İsrail politikası üzerine yeni bir tartışma mı başlıyor?" sorularını beraberinde getirdi.
Huckabee’nin bu ifadeleri, özellikle İsrail'in işgal altındaki bölgelerindeki varlığını destekleyen kesimler tarafından memnuniyetle karşılanırken, Washington’daki siyasi dengelerin seçim atmosferine yaklaştığı bir dönemde nasıl bir yankı bulacağı merakla bekleniyor.